İnsan, bu dünyaya sadece yaşamak için değil; hakikati aramak için gönderildi. Kalbin hiçbir şeye tam olarak doymayışı da bundan. Çünkü insanın ruhu, fâni olana değil; sonsuz olana meylediyor. Dünya ne kadar büyürse büyüsün, insanın içinde Allah’a ayrılmış bir yer hep varlığını koruyor.
Belki de huzur, her şeyi elde etmekte değil; kimin huzurunda durduğunu hatırlayabilmektedir. Çünkü insanı ayakta tutan şey sadece nefes almak değil, ne için yaşadığını bilmektir.
Dünya insanı sürekli başka şeylere çağırıyor. Daha fazlasına, daha hızlıya, daha geçici olana… Fakat insanın yaratılışındaki o derin arayış hiçbir zaman bütünüyle susmuyor. Çünkü kalp, kendisini yaratandan uzak kaldığında değil; O’na sığındığında sükûnet buluyor. Mazlumların Sığınağı’na sığındığında.