·216 syf.····Okunma: 22 Kasım 2025 11:59 Çok başarılı yazarları olmasına rağmen, zevkimce Amerikan edebiyatının yükünü sırtlayan yazardır Steinbeck.
Değindiği konular hoşuma gider, anlatımını içten, akıcı ve güzel bulurum. Kült sayılan eserleri dışında; Fareler ve İnsanlar, Sardalye Sokağı, İnci gibi eserlerini okumuş ve çok beğenmiştim. Yoksulluk, ezilmişlik, hayatın sefil tarafı, inanç, umut, azim üzerine bir çok şeye rastlayabilirsiniz eserlerinde. Gerçekçi bir yazar. Okurken de hissediyorsunuz, hayatın gerçeklerini. Toplumcu gerçekçi anlayışı her eserinde zuhur ediyor.
Bahsi geçen kitabına gelecek olursam:
"Cennet Çayırı (vadisi)" kitabımız cennet gibi tasvir edilen çok verimli ve görsel bir şölen gibi gözler önünde uzanan bir vadide yaşanan olaylar ve insanların hayatlarını konu alıyor.
Betimlemeler ve tasvirler gerçek gibi her noktanın gözlerinizin önünde canlanmasına olanak sağlıyor. Yazar bu konuda tam bir ustalıkla resital sunuyor okuyanlara. Diyaloglardaki kişilerin, konuşma esnasındaki jest ve mimikleri bile resim çizer gibi anlatılıyor.
Cennet Çayırı adı verilen bu vadide bir sürü insan yaşamakta çoğu çiftçilikle uğraşan, hayatın telaşında olan sıradan insanlar.
Sadece bu vadide yaşayan insanlara değil, hayatın süreciyle yolu buraya düşen, uğrayan insanları da görüyoruz. Kimi kısa süreli kimi uzun süreli... Herkesin başka bir öyküsü var. Kitabın bölümlerinde farklı farklı kişilerin hayatlarına dokunuyoruz. Ortak noktaları Cennet Çayırı.
Cennet diye tasvir edilen bu yerde herkes bir şekilde , hırsları, ihtirasları, iki yüzlülükleri, yalanları ile kendi cehennemini yaşıyor...
Olaylar ve hikayeler birbirinden bağımsız gibi görünsede ana çerçevede hepsi bağlantılı.
Kitabın dili ve anlatımı güzel ve anlaşılır. İnsanı sıkmadan, keyifli bir okuma geçirmenizi sağlıyor yazar. Betimlemeler ve tasvirler sizi sarıyor. Öykülerde merak unsuru çok kıvamında.
Kitap boyunca göreceğiniz herkesin bu vadiye geliş amacı bambaşka...
Kimisi geçmişini geride bırakmak istiyor, kimisi yeni başlangıçlar yapmak istiyor, kimisi iyileşmek istiyor, kimisi inziva hayali kuruyor... Steinbeck bu noktada insan ruhunu çok iyi analiz ediyor. Herkesi öyle güzel inceleyip anlatıyor ki sizde olaya dahil olmadan edemiyorsunuz.
Duygusal zaaflar, düşünsel sınırlar her öyküde kendini gösteriyor.
Vadida lanetli gözüyle bakılan bir çiftliğin, Cennet Çayırı'na gölge düşürmesi pek de mümkün değildir.
Uğursuzluğuyla meşhur bu çiftliğe gelip giden bir kaç aileyi okuyoruz...
Bert'in acınası hayatu sürekli fiyasko ile sonuçlanır. Bu çiftlik onun için yeni bir başlangıç niteliği taşır. Onun başarısız geçmişine üzülürken, aklından geçen şeytanlıkları gördükçe insan şaşırıyor doğrusu...
"Duyarlı bir adamduçı Bert. Buna benzer işler başına öyle çok geliyordu ki! Tam işini sağlama bağladığını sandığı sırada felek sillesini indiriyordu."(s.22)
Kitabın ilerleyen bölümlerinde Cennet çayırında, kır yolundaki bir eve konuk oluyoruz. Edward Wick'in hikayesine tanık oluyoruz. Kendisi ve eşi hayatın tüm acılarını yüzünde taşır gibi çirkinken, dünya güzeli bir evlatları vardır. Babasının hastalık derecesindeki bekaret ve güzellik takıntısı kızın hayatını zehir etmeye yetecek kıvamdadır.
"Kendi yaşantısı yeterince karmaşıktı. Başkalarının düşünceleri ile sorunlarını da yüklenmeye dayanamazdı." (s.28)
Akabinde vadide bulunan kimsenin nereden gelip ne yaptığını bilmediği Tularecito'nun öyküsüne uzanıyoruz. Tedirgin ve kuşku dolu bir öykü. Ürkütücü ama içten izleri var...
"Cennet Çayırı'nda oturanlar Tularecito'nun şeytan dölü olduğuna inanmakla birlikte onun yanındayken tedirginlik duymaktan kendilerini alamıyorlardı."(s.49)
En dokunaklı bulduğum ve belkide çok tesiri altında kaldığım Helen Van Deverter'in öyküsü var birde...
Helen kocasını bir av sırasında kaybeder. Biraz ileri derecede akıl sorunları olan kızıyla Cennet Çayırına yerleşir. Vadinin yerlilerinin meraklı gözleri altında... Cennet Çayırı'nın kendisine ve kızına iyi geleceğine inanır ama işler planladığı gibi gitmez. Çok trajik bir hikaye.
"Dünyanın hiçbir kahrı benim sabrımı çökertemez." (s.65)
Bir çok bölümden oluşan kitapta, o yada vu şekilde yolu Cennet Çayırı'na düşen onlarca insan okuyacaksınız. Sizden bir şeyler taşıyan birileriyle karşılaşacaksınız.
Çayırın daimi sakinleri olan çiftçiler, tüccarlar, dükkan sahiplerinin gelip gidenler hakkında yaptıkları dedidokuları dinleyeceksiniz.
Son olarak anlayacaksınız ki, dünyanın en güzel yerine de gitseniz, cennet tabir ettiğiniz yerlerde de yaşasanız, cehenneminiz sizinledir.
Çok severek okuduğum ve yazarın kült eserlerinin gölgesinde kalırsa üzüleceğim bir kitabıdır.
Gönülden tavsiyedir...