Puan vermedi·59 syf.····Okunma: 24 Mayıs 2026 18:11 Eksiklik.
Yarımın “bir”liği.
Esas olarak yarımın bir bütün ettiğinden bahsediyor İlhami Algör. İnsanların tek başlarınayken de bir bütün olduğunu, ikinci bir kişi olmadan da tam olabileceklerini trajik bir şekilde açıklıyor.
Olay bütünlüğünü pek anlayamıyoruz; lakin anladığım kadarıyla anlatıcı, parçalanmış bir aşkı yaşıyor. Bu parçalanmışlığı yok sayarak birlikteliklerini bir şekilde devam ettirdiğini düşünüyor; ta ki Müzeyyen için bir başkası olduğunu gönlüne kabul ettirene kadar.
Bu parçalanmış aşkın kesikleri anlatıcının ruhunu yaralıyor ve anlatıcı, bu kanayan yaraları bir şekilde iyileştirmek için çeşitli yollara başvuruyor. Zannımca en iyi çözümü yazmakta buluyor. Fakat Müzeyyen hayatına öyle bir işlemiş ki, Müzeyyen’in acısını dindirmek için yazmaya başlamasına rağmen, yazdıklarında bile Müzeyyen’in onayını almadan bir hiç olduğunu düşünüyor.
Anlatıcının hislerini tek başına ifade edemediğini ve bunun için sürekli olarak imgelerle bir bağ kurduğunu görüyoruz. Acısı öyle bir boyutta ki kendisini anlatmak için sürekli olarak başka karakterlerden örnek veriyor, yaşantısını başkalarının yaşantısına benzetiyor. Bir nevi beyninin, kendisini korumak için bir koruma kalkanı oluşturduğunu da söyleyebiliriz. Çünkü imgeler yoluyla anlatıcı, zihnini meşgul ederek asıl olandan uzaklaştığını düşünüyor.
Gel zaman git zaman farkına varıyor ki ne yaptıkları işe yaramış ne de beklemesi. Ne kendisi eski benliğinde ne de Müzeyyen eski Müzeyyen. Onun için Müzeyyen’den kopmak; bir boşlukta savrulup, hiç bilmediği, adını sanını duymadığı, varlığından haberdar olmadığı bir dünyada yeniden var olmak gibiydi. Çünkü her insan yeni bir dünya demekti ve Müzeyyen’in gidişiyle onun için dünya artık bambaşka bir yer olacaktı; renkler gitgide solacaktı.
Genel anlamıyla ifade edecek olursak; parçalanmış bir aşktan geriye kalan hatıralarla aşkın devam ettiğini düşünen bir anlatıcıyı konu ediniyoruz. Yarım her zaman bir bütündür; ikinci bir yarıya gerek olmadan. Çünkü onun normali budur. Lakin insanoğlu için bunu kabullenip yaşamak, birine bağlanıp yaşamaktan daha zordur. Ki insan, kolaya kaçmayı seven bir yaradılışa sahiptir :)
Ya da biz öyle sanıyoruz
Sağlıcakla kalın.