"İnsan mı paraya hükmeder, para mı insana?"
Orhan Kemal’in efsanevi üçlemesi, 1950’lerin Adana’sında, çırçır fabrikalarında ve pamuk tarlalarında geçen sarsıcı bir güç savaşını anlatıyor.
Hikaye, fakir işçi kızı Güllü’nün çaresizliğiyle başlıyor. Yazar, tarımda makineleşmenin başladığı dönemde, saf bir insanın güç karşısında nasıl adım adım dönüştüğünü ilmek ilmek işliyor.
Vukuat Var, kadının ailesi tarafından bile bir "mal" gibi satılmaya çalışıldığı acımasız düzeni sertçe eleştiriyor.
Karakterlerin masumiyetten hırsa ve acımasızlığa evrilmesini izlemek sarsıcı ve düşündürücü.
Sınıf çatışmalarını ve işçi sömürüsünü hiç süslemeden, en sert haliyle yüzümüze vuruyor.
Adana şivesi ve canlı betimlemeler sizi doğrudan fabrikanın tozlu odalarına ışınlıyor.
Özetle: Ezilen insanın, gücü eline geçirdiğinde nasıl aynı adaletsiz düzene ayak uydurduğunu gösteren zamansız bir başyapıt. Mutlaka okumalısınız.
Çukurova'nın tozlu yollarında bana eşlik eden canım dostum Pelin K. sonsuz teşekkür ederim.
"Kız kısmı evde kalmış bayat ekmek gibidir, kadrini kıymetini kimse bilmez. Bir alıcısı çıktı mı, arkasına bakmadan vereceksin..."
"Parayı veren düdüğü çalar arkadaş! Kız benim değil mi? Mal benim değil mi? İstediğime satarım, istediğime veririm!"
"Fakirliğin gözü kör olsun... Fakirsen haklı olsan da haksızsın, sessizsen hep ezilmeye mahkumsun bu dünyada."