Gönderi

Puan vermedi·308 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Karanlık bir şehir, susmayan bir geçmiş ve insanın içine işleyen bir gerilim… Kuzgun Yemini benim için sadece bir polisiye eser olmadı; zihnimin en karanlık koridorlarında dolaşan bir gölge, bir kabus gibiydi. Bir yanım diken üstünde katili ararken, diğer yanım sürekli “Bu katili kim bu hale getirdi, ne yaşadı da bu yolu seçti?” sorularını sordu. Bütün karakterlerden şüphe ederken, “Bu da olmaz canım,” dediğim karakterlerden ters köşe yemek de cabasıydı. Hikâye, İstanbul’un karanlık ve tekinsiz sokaklarında art arda işlenmeye başlayan cinayetlerle başlıyor. Üstelik bunlar sıradan cinayetler değil. Katil; kurbanlarının bedenlerinde kusursuz simetriyle açılmış kesikler bırakıyor, tarihsel ve sanatsal göndermeler yapıyor. Özellikle Da Vinci ve Korkunç İvan referansları dikkat çekiyor. Bu detaylar da bence kitabın klasik Türk polisiyesinin dışına çıktığını açıkça gösteriyor. Olayları çözmek için Efsun Başkomiser ne kadar çabalasa da bir noktada yetersiz kalıyor. Çünkü katilin hamlelerini, bıraktığı gizli şifreleri ve ince detayları çözmek neredeyse imkânsız hale geliyor. Yıllar önce güçlü bir adamın oğluna dokunduğu için görevinden uzaklaştırılan eski Başkomiser Cenk yeniden göreve çağrılıyor. Başlarda bunun sıradan bir seri katil vakası olduğunu düşünse de olaylar ilerledikçe her şeyin kendi geçmişiyle bağlantılı olduğunu ve aslında bilinçli olarak geri çağrıldığını fark ediyor. Düşüncelerinde de yanılmıyor; çünkü yirmi yıl önce yaşanan büyük bir travma, bugünkü cinayetlerin temelini oluşturuyor. Cenk Başkomiser bir taraftan katili ararken, diğer taraftan kendi geçmişinin karanlığına doğru sürükleniyor. Tam da bu noktada Efsun ile arasındaki bağ hikâyeye farklı bir derinlik katıyor. Aralarındaki ilişki klasik bir aşk hikâyesi gibi ilerlemiyor; daha çok birbirinin yaralarına dokunan iki kırık insanın hikâyesi gibi hissettiriyor. Cenk’in içine attığı öfke, yalnızlık ve tükenmişlik satır aralarında güçlü şekilde hissedilirken, Efsun’un güçlü görünmeye çalışsa da içten içe yaşadığı karmaşa karakterine ayrı bir gerçeklik katıyor. Birbirlerine yaklaşırken bile aralarında görünmez bir mesafe varmış hissi oluşuyor. Bu yüzden kitapta yalnızca cinayet gerilimi değil, duygusal bir ağırlık da sürekli hissediliyor. En ince ayrıntısına kadar düşünüp hesap yapan Cenk sonunda nokta atışı yaparak katilin kim olduğunu çözüyor. Ardından Efsun Başkomiser’i arıyor ve soluksuz bir takip başlıyor. Gölge artık uçurumun kenarında… Cenk Başkomiser ve Efsun Başkomiser katili yakalayabilecek mi? Bu kadar cinayeti kusursuzca işleyen “Gölge” gerçekte kim? En yakınımızdakine bile güvenemeyeceksek, kime güveneceğiz? Kitaptaki puslu İstanbul sokakları, yağmur, terk edilmiş mekanlar ve karanlık atmosfer psikolojik baskıyı daha da artırıyor. Geçmiş travmalar, intikam, sanat, şiddet ve adalet geçişleri yazar tarafından o kadar başarılı ve simetrik işlenmiş ki kitap insanı içine çekiyor, hatta yer yer huzursuz ediyor. İlk birkaç bölümde bu hissi tam anlamıyla almak zor olsa da ilerleyen sayfalarda gerilim ve psikolojik baskı giderek yoğunlaşıyor. Ve eminim ki bu kitap bir filme uyarlansa, tek nefeste izlenirdi… Psikolojik gerilim ve polisiye seven herkesin mutlaka şans vermesi gereken, karanlığı uzun süre etkisinden çıkmayan bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.
Polisiye ~Psikolojik Gerilim
Kuzgun YeminiKamuran Elagöz · Edebiyatist Yayınevi · 202614 okunma
·
42 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.