Aylince Books

Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Geceydi... Her şey sıradan görünüyordu. Sonra bir şeyler değişmeye başladı: önce küçük ayrıntılar, sonra açıklayamadığım hisler... Sayfalar ilerledikçe odalardaki sessizlik ağırlaştı, gölgeler biraz daha yaklaştı. Yeliz, anne ve babasını bir trafik kazasında kaybettikten sonra halası ve eniştesinin yanında yaşamaya başlar. Anne ve babasını kaybettikten sonra yeni hayatına tutunmaya çalışan Yeliz, zamanla kendisini güven ve şüphe arasında sıkışmış hissetmeye başlar. Sınav stresinin getirdiği yorgunlukla da boğuşurken, dershaneden eve geldiği bir akşam her şey değişmeye başlar. Eve adım attığı ilk anda evin zifiri karanlık olduğunu görür ve bunun sıradan bir elektrik kesintisine benzemediğini fark eder. Karanlık, adeta evin tüm gerçekliğini yutmuştur. Yeliz, salonda oturan iki siluet fark eder. Kedisi Bulut'un onlara vahşice hırlamasıyla bir şeylerin yolunda gitmediğini anlar. Telefonunu açıp halası ve eniştesinin dışarıda olduğunu öğrendiğinde ise en can alıcı soruyla baş başa kalır: "Eğer halası ve eniştesi dışarıdaysa, az önce salonda gördükleri kimdi?" Yazar bu eserinde sadece gerilim yaratmakla kalmamış; sevgi, aidiyet ve güvene duyulan ihtiyacı da satır aralarına incelikle işlemiş. Yeliz'in yaşadığı kayıplar onu çevresindeki insanlara daha çok ihtiyaç duyan biri hâline getirirken, yaşanan olaylar bu güven duygusunu sürekli sınava tabi tutuyor. Çünkü bazı yaralar yabancılardan gelmez; insanı en çok güvendiği insanlar incitir. Bu yüzden sayfaları çevirirken kendimi sadece "Sonra ne olacak?" diye değil, "Kime güvenebilir?" diye de sorgularken buldum. Çünkü en güvenli hissettiğimiz yer evimizdir ve en çok güvendiğimiz şey de kendi algımızdır. Peki, Yeliz'in yaşadıkları gerçek mi, yoksa zihninin acıdan ve stresten kaçmak için yarattığı bir savunma mekanizması mı? Trafik
Senin YüzündenR. İdeli · Artemis Yayınları · 2025480 okunma
Reklam

Aylince Books

, bir kitap okudu
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
R. İdeli
6.7/10 · 480 okunma
Puan vermedi·308 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Karanlık bir şehir, susmayan bir geçmiş ve insanın içine işleyen bir gerilim… Kuzgun Yemini benim için sadece bir polisiye eser olmadı; zihnimin en karanlık koridorlarında dolaşan bir gölge, bir kabus gibiydi. Bir yanım diken üstünde katili ararken, diğer yanım sürekli “Bu katili kim bu hale getirdi, ne yaşadı da bu yolu seçti?” sorularını sordu. Bütün karakterlerden şüphe ederken, “Bu da olmaz canım,” dediğim karakterlerden ters köşe yemek de cabasıydı. Hikâye, İstanbul’un karanlık ve tekinsiz sokaklarında art arda işlenmeye başlayan cinayetlerle başlıyor. Üstelik bunlar sıradan cinayetler değil. Katil; kurbanlarının bedenlerinde kusursuz simetriyle açılmış kesikler bırakıyor, tarihsel ve sanatsal göndermeler yapıyor. Özellikle Da Vinci ve Korkunç İvan referansları dikkat çekiyor. Bu detaylar da bence kitabın klasik Türk polisiyesinin dışına çıktığını açıkça gösteriyor. Olayları çözmek için Efsun Başkomiser ne kadar çabalasa da bir noktada yetersiz kalıyor. Çünkü katilin hamlelerini, bıraktığı gizli şifreleri ve ince detayları çözmek neredeyse imkânsız hale geliyor. Yıllar önce güçlü bir adamın oğluna dokunduğu için görevinden uzaklaştırılan eski Başkomiser Cenk yeniden göreve çağrılıyor. Başlarda bunun sıradan bir seri katil vakası olduğunu düşünse de olaylar ilerledikçe her şeyin kendi geçmişiyle bağlantılı olduğunu ve aslında bilinçli olarak geri çağrıldığını fark ediyor. Düşüncelerinde de yanılmıyor; çünkü yirmi yıl önce yaşanan büyük bir travma, bugünkü cinayetlerin temelini oluşturuyor. Cenk Başkomiser bir taraftan katili ararken, diğer taraftan kendi geçmişinin karanlığına doğru sürükleniyor. Tam da bu noktada Efsun ile arasındaki bağ hikâyeye farklı bir derinlik katıyor. Aralarındaki ilişki klasik bir aşk hikâyesi gibi ilerlemiyor; daha çok birbirinin
Polisiye ~Psikolojik Gerilim
Kuzgun YeminiKamuran Elagöz · Edebiyatist Yayınevi · 202619 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Osman Balcıgil hocamın kalemiyle tanışma kitabım #YağmurÇiseliyor oldu. Kitabı okurken yalnızca bir roman değil, Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden birine açılan kapıyı araladım. 1970’lerin sonundan 12 Eylül 1980 darbesine uzanan o süreçte insanların korkuyla, ideolojiyle, çaresizlikle ve aşkla nasıl değiştiğini iliklerime kadar hissettim. Bu kitap bana sadece bir hikâye anlatmadı; geçmişimizin ne kadar sancılı, ne kadar kirli oyunlarla örülü olduğunu da gösterdi. Sağ-sol çatışmaları, faili meçhul cinayetler, gece baskınları, üniversite olayları, sokaklara sinen siyasi korku, insanların sürekli diken üstünde yaşaması… Yazar her şeyi öyle gerçekçi anlatmış ki okurken kendimi tam da o dönemin ortasında hissettim. Yer yer korktum, yer yer öfkelendim; birçok kez de sorguladım. Son sayfaya kadar yalnızca ülkedeki kaosu değil; dış güçlerin etkisini, istihbarat savaşlarını, devlet içinde kurulan karanlık yapılanmaları ve perde arkasında dönen kirli hesapları da görebiliyor insan. Casuslar, ajanlar, CIA bağlantıları ve manipülasyonlarla örülü bu düzen insanın canını sıkıyor, içine kocaman bir öfke bırakıyor. Ceren ve Metin ise bu karanlığın ortasında içimi en çok acıtan iki karakter oldu. Aşklarını dolu dolu yaşamaları gerekirken kendilerini ideolojik çatışmaların ve siyasi karmaşanın içinde bulmaları kalbimi gerçekten acıttı. Bir dönemin sadece hayatları değil, hayalleri ve duyguları da nasıl paramparça edildiğini gördüm. Bir de Nezihe Hanım vardı ki… Gücüyle, zekâsıyla ve duruşuyla hayran olmamak mümkün değil. Köylülerin dayanışması, birbirlerine kenetlenmeleri ve direnişte olanlara destekleri ise o kadar gerçekçiydi ki insan okurken o ruhu hissediyor. Buna karşılık Ajan Peck ve yancıları insanın sinir sistemini altüst ediyor. Bazı sayfalarda o kadar öfkelendim ki kitabı
Yağmur ÇiseliyorOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20241,112 okunma