Bu kitap (daha doğrusu bu seri) beni gerçekten çok şaşırttı. İlk başta sadece tarihi bir savaş hikâyesi okuyacağımı düşünüyordum ama ilerledikçe olayların çok daha derin olduğunu fark ettim. Hikâye sadece savaşlardan ibaret değil; dostluk, ihanet, vicdan, güç hırsı ve kader duygusu çok güçlü işlenmiş.
Şebetaria kuşatmasına giderken yaşananlar, karakterlerin sürekli kaçışı, yüzleşmeleri ve savaşın yaklaşması insanı sürekli merak içinde bırakıyor. Özellikle Şiuni, Keldan, Annus ve Palmira’nın yollarının kesişmesi hikâyeyi daha da heyecanlı hale getirmiş. Bir yandan büyük savaş hazırlanırken diğer yandan karakterlerin kendi geçmişleriyle hesaplaşması çok etkileyiciydi.
Savaş sahneleri o kadar canlı anlatılmış ki okurken gözümde film gibi canlandı. Nehir savaşları, kuşatma kuleleri, ok yağmurları… Ama beni en çok etkileyen şey karakterlerin yaşadığı duygular oldu. Özellikle Aremi karakterinin hem çok güçlü bir savaşçı hem de bilgeliğiyle farklı bir havası vardı.
Kitabın en sevdiğim yanlarından biri de içinde kitabelerin, yazıtların, taşların ve tanrılara ait görsellerin olmasıydı. Bu detaylar hikâyeyi daha gerçekçi ve etkileyici yapmış. Okurken sadece bir roman okumuyorsunuz, aynı zamanda o dönemin atmosferini de hissediyorsunuz.
Ve Equus… Gerçekten kitabın en unutulmaz karakterlerinden biriydi benim için. Sadece bir at gibi değil, bilge ve soylu bir varlık gibi hissettirdi. Finalde yaşananlarda en çok ona üzüldüm diyebilirim.
Final kısmı ise inanılmazdı. Özellikle güneş tutulmasının olduğu sahnelerde heyecan ve duygu tamamen zirveye çıktı. Kitabı bitirdiğimde içimde garip bir boşluk kaldı gerçekten.
Ayrıca hikâyenin 3 seriden oluşması ve 4. kitabın gelecek olması beni daha da meraklandırdı. Çünkü bu evrenin anlatacak daha çok şeyi var gibi hissediyorum. Tarihi kurgu ve epik hikâyeleri sevenlerin kesinlikle şans vermesi gereken bir seri olmuş bence.
Atların Tanrısı Equus Kuşatmaİnanç Özgeninanç özgen