Puan vermedi·400 syf.····Okunma: 26 Mayıs 2026 14:58 Orhan Kemal’in bu romanı insanın içine sessizce yerleşen, bittikten sonra bile uzun süre etkisini kaybetmeyen eserlerden biri oldu benim için. Başta sıradan bir aile hikâyesi gibi başlayan roman, ilerledikçe insanın içini parçalayan bir yalnızlık, ihanet ve vicdan hikâyesine dönüşüyor.
Roman boyunca en çok Nazan’ın yaşadıkları canımı yaktı. Evet, fazla saf, fazla boyun eğen bir kadındı. Belki biraz daha güçlü olsa hayatı başka türlü olabilirdi. Ama yıllarca ezilen, aşağılanan ve değersiz hissettirilen insanların bir noktadan sonra kendilerini gerçekten “yük” gibi görmeye başlamasını çok acı biçimde hissettiriyor Orhan Kemal. Nazan’ın oğlunun karşısına çıkamaması sadece korku değil; kendi sefaletinden utanmasıydı.
Mazhar ise romanın en trajik karakterlerinden biri bence. Çünkü kötü doğmuş biri değil ama zayıf bir karakter. Annesinin etkisinden çıkamayan, karısına sahip çıkamayan, hayranlık duyulmaya ihtiyaç duyan bir adam. Jale’yle ilişkisinde bile asıl yıkıcı olan Jale değil, Mazhar’ın acımasızlığıydı. Karısını yalnız bıraktı, ihanet etti ve sonunda Nazan’ı kendi hayatından sessizce sildi. Aslında yuvayı yıkan kişi Jale değil, Mazhar’ın korkaklığı ve vicdansızlığıydı.
Jale karakteri ise romanın en şaşırtıcı insanlarından biriydi. Toplumun gözünde “bar kızı”, “evli adamla birlikte olan kadın” gibi görülebilecek bir karakterin, namuslu geçinen çoğu insandan daha vicdanlı çıkması çok çarpıcıydı. Nazan’a gerçekten acıyan, sahipsiz çocuğa kol kanat geren, bazı anlarda romandaki en insani davranışları gösteren kişi oydu. Orhan Kemal burada toplumun ahlak anlayışını da sorguluyor aslında. Çünkü gerçekten kötü olanlar bazen namazında, tesbihinde, saygın görünen insanlar olabiliyor.
Hacer Hanım karakteri beni en çok öfkelendiren kişi oldu. Sürekli din, namaz, tesbih içinde yaşayan bir kadın ama aynı zamanda oğlunun hayatındaki her türlü yanlışın da içinde. Gelinini küçümseyen, oğlunun ihanetine göz yuman, hatta bunu besleyen biri. Roman boyunca Nazan bu kadar acı çekerken Hacer’in büyük bir bedel ödememesi içimde eksik kalan bir öfke bıraktı. Belki de Orhan Kemal özellikle bunu yaptı; çünkü hayat her zaman adil değil ve bazı insanlar yaptıkları kötülüklerin karşılığını tam olarak yaşamıyor.
Romanın en dokunaklı taraflarından biri de çocuksuz ailenin Haldun’a sahip çıkmasıydı. Kendi çocukları olmayan insanların bir çocuğa sevgiyle yaklaşması, sonra hayatın onları çocuk sahibi olarak ödüllendirmesi çok anlamlıydı. Romanın bütün karanlığı içinde küçük bir umut gibi duruyordu bu.
Final ise gerçekten insanın içine çöken türdendi. Nazan’ın ölümünden sonra gelen sessizlik, yüzüğün anlamı, Haldun’un gerçeği çok geç öğrenmesi… Hiçbir mutluluğun artık tam olamayacağını hissediyorsunuz. Roman bittiğinde geriye büyük bir hüzün kalıyor.
Orhan Kemal bu romanda sadece bir aile dramı anlatmamış. İnsanların birbirlerini sevgisizlikten değil; korkularıyla, kibirleriyle, ahlak baskısıyla ve bencillikleriyle nasıl yavaş yavaş yok ettiklerini anlatmış.