Gönderi

İffet, Emek ve Dingin Bir Hasret
9/10
·128 syf.··
2026 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 17:37
İlk kadın romancımız olan Fatma Aliye Hanım’ın Türk edebiyatındaki feminizm kimliği, Ûdî romanındaki Bedia karakteri üzerinden şekillenen vakar sahibi kadın portresiyle belirginleşir. Bedia; kaderin cilvesiyle başına ne gelirse gelsin bunu kabul eden, sorumluluk üstlenmekten çekinmeyen, izzetinefis sahibi ve asla söylenmeyen bir irade timsalidir. Günümüzdeki feminizm algısı ekseriyetle kadını metalaştıran, namus kavramını reddeden veya vicdanlarını teskin için tanımını değiştiren, her fırsatta erkeği aşağılayan; aileye, erkeğe ve çocuğa mesafeli bir tutum sergileyip ebedî hürriyet ve adem-i mesuliyet peşinde harap ederken, Bedia bu anlayışın tam karşısında bir kutup yıldızı gibi durur. O, ne bir erkek düşmanıdır ne de sürekli "ataerkil zihniyet" diyerek serzenişte bulunan bir kimsedir; aksine çok daha kolay ve çok daha fazla kazanabileceği yollar varken namusundan feragat etmeyen, izzetinefsini her şeyin üzerinde tutan bir kadındır. Hayal, uğraş ve emek sahibi olan Bedia; saygılı bir evlat, minnettar bir kız kardeş, sadık ve âşık bir zevce olarak toplumsal rollerini erdemle harmanlar. Zaten Ahmet Cevdet Paşa gibi müthiş bir şahsiyetin kızından da elbette bunu beklerdik. Keşke okurlar batıdaki feminizmi kopyalamak yerine İsmail Gaspıralı’ya, kızı Şefika Gaspıralı’ya, Fatma Aliye hanıma bir baksalar ve bugünkü feminizmin toplumumuzu nasıl zehirlediğini görseler. Elimden gelde Nisvan-ı İslam’ı okumayı, Şefika Gaspıralı’yı tanımayı tüm femist düşünürlere dayatırdım… Kaçımız,Dünya'da ilk kadın Hakları savunucusunun, Büyük Türk-İslam birliği savunucusu, “usul-ü cedit” mekteplerinin ve şiarının kurucusu İsmail Gaspıralı’nın kızı ve Yusuf Akçura'nın yeğeni olan “Şefika Gaspıralı” olduğundan haberdarız? Biz onları tanımıyor, onların batı feminizmi hakkındaki olumsuz düşüncelerini bilmiyoruz, her türlü fikri Amerika’dan ithal etmeye devam ediyoruz. Açıkçası beni bu romanı okumaya iten romanın adı olan ‘Ûdî’ydi. Ud, tambur, kabak kemane ve özellikle kemençenin o mahzun sedasına olan sevgim bu muhabbeti paylaşabilecek bir enis arıyordu; Ûdî romanı da beklentilerimi doğrulayarak bu hislerime tercüman ve bir enis oldu. Kitabın sayfaları arasında gezinirken, mızrabın tellerle olan o kadim ahengini zihnimde canlandırmak, beni gündelik hayatın keşmekeşinden alıp o naif ve sanatkârane iklime taşıdı. Bu tınıların ikliminde sadece musikinin güzelliğini değil, efsanevi ve menkıbevî tarihini de eserin başında etkileyici bir şekilde hissettim. Gönlüm isterdi ki bir kemençevî olup o minicik gövdeden çıkan devasa hüzün, Bedia’daki gibi hislerimin samimi ve hakiki bir tezahürü olsun; o ağlayan tellerin sesi benim gönlümden süzülsün. Ancak kaderin şu anki takdiriyle henüz o makama erişemediğimden, bu derin iştiyakımı dombrayla teskin etmeye çalışıyorum. Her ne kadar dombranın sesi bozkırın rüzgârını ve at koşturulan geniş ovaları fısıldasa da, bu koşuşturma insanı gerçekten yorduğundan mütevellit, içimde bir yerlerde o İstanbul kemençesinin dingin sesinin hasreti, dindirilmesi güç bir sızı olarak kalmaya devam ediyor.
Feminizm
UdiFatma Aliye Hanım · Kırmızı Kedi · 20222,188 okunma
·
89 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.