Açık Deniz, "Tını" ve "Kazı" olarak isimlendirilmiş iki bölüm ve 13 öykü barındırıyor. Alegorinin yoğun kullanıldığı öykülerin tek tek değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira her birinin insanla, doğayla, ortak hafızayla kurduğu bağ; birikimli bir yazarın özenli çabasıyla oluşmuş. Fakat yine de öykülerin tamamı için söyleyebileceklerimi sıralayayım. "Tını" bölümünün öyküleri nispeten modern zamanlara ait. Ancak imgeden, masalsı atmosferden de destek alıyor. Toplumsal eleştiriler barındırmakla birlikte insanı bugüne değin biriktirdikleriyle anlamayı tercih ediyor. İkinci bölüm olan "Kazı"da bu tercihi daha da derinleştiriyor. Okurun kelime hazinesine ve okuma birikimine katkı sunabilecek cesur, deneyen, kendini hemen ele vermeyen öyküler sunuyor. Tekdüze ilerleyiştense parçalı, çerçeve yapılar kullanıyor. Geçmiş, an ve hayaller iç içe geçiyor. Bilinç akışı, kolaj gibi hikayenin ihtiyaç duyabileceği bazı tekniklere yer veriyor. Bu cesur ve ortaya yeni bir şey koyma çabasının birkaç defosu var. Bazı finalleri -hikaye içindeki hikayelerle bağlantısını göz önüne aldığımda- yorum fırsatı sunmaktan ziyade muğlak buldum. Zaman zaman duygunun şiddetini arttırma çabasının da dağınıklığa neden olduğunu gözlemledim. Bu "dağınıklıkla" mantık örgüsü kurmaktan değil; metnin hem kendi içinde hem de okurla kuracağı bağın derecesini arttırma gerekliliğinden söz ediyorum. Kolaj tekniği öykülerde önemli bir işlev yüklenemedi. Bazı bölümlemeler -okura yardımcı olma çabasından kaynaklandığını sanıyorum- gereksizdi. Ancak öykülerin denemekten, aramaktan korkmayan iştahını ve birikime yaslanan tarzını sevdim. Teknik hamlelerin biçimle beraber içeriğe de şık bir katkı sunması, hikaye içindeki hikayelerin organik bağının gücü -bazi öykülerde başarılıydı- sağlanabilseydi daha güzel bir toplam ortaya çıkabilirdi. Son dönemde okuduğum, bir elestirmen gözüyle eleştirebildiğim güzel kitaplardan biri oldu Açık Deniz. Fırsat vermenizi öneririm.