Miras
Kitabın ele aldığı konu günümüzde fazlasıyla tanıdık: miras meselesi üzerinden aile içi çatışmalar, bastırılmış geçmiş, suskunluklar ve bunun birey üzerindeki yıkıcı etkileri. Hatta günümüz Türkiye’sinde de televizyon programlarından haber bültenlerine, sosyal medyadan gerçek yaşam hikâyelerine kadar bu tür aile içi gerilimlere neredeyse her gün rastlıyoruz. (Özellikle gündüz kuşağı programlarında) Bu yüzden kitapta anlatılan mesele yabancı ya da uzak değil; aksine fazlasıyla “içimizden” bir yerden geliyor.
Belki de tam bu nedenle, okurken zaman zaman bir “tanıdıklık” hissiyle birlikte bir doygunluk da oluştu bende. Çünkü konu zaten hayatın içinde bu kadar görünürken, romanın da aynı noktaları tekrar tekrar dolaşması bir süre sonra hikâyeyi ileri taşımaktan çok yerinde sayıyormuş hissi yarattı. Özellikle bazı bölümlerde aynı düşüncelerin farklı cümlelerle yeniden kurulması, anlatının bir döngüye girmesine neden oluyor. Bu da belli bir noktadan sonra okuma deneyimini zorlaştırdı benim için. Anlattığı şey çok önemli ama bu anlatış yöntemi girdap haline sokuyor her şeyi.
Kitap, büyük bir kırılma anına doğru ilerliyormuş gibi hissettiriyor ama bu kırılmaya giden süreç oldukça uzun ve tekrarlarla örülü. Sonlara doğru gelen gelişme ise oldukça hızlı ve kısa bir şekilde sonuçlanıyor. Bu yapı, bende “yoğun bir hazırlık var ama karşılığı aynı ölçüde derinleşmiyor” hissi bıraktı. Yani kitapta kocaman bir GİRİİİİİİİİİİİİİİİİİŞ , gelişemeyen bir gelişme ve hemen sonuç oluyor.
Bununla birlikte şunu da teslim etmek gerekir: yazarın anlattığı meseleler son derece gerçek ve sert. Aile içi travmaların insan zihninde nasıl dönüp durduğunu göstermeye çalıştığı açık. Ancak bu anlatım tercihi her okurda aynı etkiyi yaratmayabiliyor. Benim açımdan, konu ne kadar önemli olursa olsun, anlatımın sürekli aynı eksende dönmesi zaman zaman hikâyeden kopmama ve daha yüzeysel bir deneyim yaşamama neden oldu.
( Okuduktan sonra kitapla ilgili okuduğum yorumlar ve yaptığım araştırmalar sonucu aslında bu döngünün ... kitabın sürekli başa sarması, gelişme bölümüne bir türlü geçememesi aslında ana karakter Bergljot’un zihinsel durumunun bir yansıması. Ağır ailevi travmalar yaşamış insanlar, o travmayı kafalarında tam olarak böyle yaşarlar: Aynı anı, aynı haksızlık, aynı diyaloglar zihinde milyarlarca kez döner durur. Yazar okuyucuya hikaye anlatmaktan ziyade, okuyucuya o saplantıyı ve travmatik döngüyü bizzat yaşatmak istediğina dair... olsa da benim için bu hissiyattan çok bir döngü haline geldi.)
Sonuç olarak, kitabın değindiği meseleleri önemsiyorum; fakat anlatım biçimi ve kurgu yapısı bana güçlü bir edebi derinlikten çok tekrar eden bir döngü hissi verdi. Bu yüzden etkileyici bir konuya sahip olmasına rağmen, okuma deneyimim beklediğim kadar güçlü olmadı. Okunur mu? Evet okunabilir . Bana göre beklentiyi büyük tutmamak lazım..