Merhaba sevgili okur arkadaşlarım,
Bugün sizlere yine “Ne kadar farklı olabilir ki?” diye başlayıp insanı tokat gibi gerçeklerle baş başa bırakan bir kitapla geldim. Hikâye, iki Çinli arkadaşın “Dünya çok sıkıcı oldu, hadi Mars’a gidelim.” demesiyle başlıyor. Evet, normal insanlar kahve içmeye gider, bunlar Mars’a gidiyor. Fakat bizimkilerin uzay yolculuğu pek de turistik geçmiyor; uzay mekiği Mars’a çakılıyor. Biri ölüyor, diğeri ise kaderine terk ediliyor. Korkmayın, spoiler değil. Kitap zaten daha ilk sayfalardan “Ben sana pembe hayaller satmayacağım.” diye bağırıyor.
Sonrasında olaylar Kedi Ülkesi’nde geçmeye başlıyor. İlk başta “Ne kadar tatlı, kedili bir hikâye herhâlde.” diye düşünüyorsunuz ama yazar size öyle bir ters köşe yapıyor ki bir bakmışsınız eğitim sistemi, siyaset, ekonomi, savaş, kadınların toplumdaki yeri,çok eşlilik bağnazlık ve insanlığın bitmek bilmeyen saçmalıklarıyla yüzleşiyorsunuz.
Kitap boyunca sürekli “Yok artık, bu kadar da olmaz.” diyorsunuz ama sonra dönüp dünyaya bakınca aslında gayet olabildiğini fark ediyorsunuz. İşte can sıkıcı kısmı da tam olarak burada başlıyor.
Benim için kesinlikle ilk beşe girecek kitaplardan biri oldu. Okumayan kalmasın derim. Belki yıllardır gözlerine görünmez at gözlüğü yapıştırılmış insanlar bile birkaç sayfa sonra “Acaba sorun bizde mi?” diye düşünür. Gerçi çok umutlanmamak lazım ama ben yine de kitapların küçük mucizeler yaratabildiğine inanıyorum.
Daima kitaplarla ve sevgiyle kalın :)