Verne, bu eserinde yalnızca bir mekanik ustasının trajedisini anlatmıyor bize, modern insanın, bilimi kendi varoluşsal sınırlarını aşmanın bir aracı hâline getirme tutkusunu da gözler önüne seriyor. Bu bakımdan eser, 19. yüzyılın bilimsel ilerleme heyecanını taşırken aynı zamanda o ilerlemenin içinde gizlenen metafizik korkuları da fark etmemizi sağlıyor.
Zacharius karakteri, klasik “trajik kibir” figürünün modernleşmiş bir versiyonu gibi. Antik tragedyalardaki tanrılara meydan okuyan kahramanların yerini burada bilim ve mekanik aracılığıyla sonsuzluğa ulaşmak isteyen bir saat ustası almış…
Eserde zaman kavramı özellikle dikkat çekiyor. Verne için zaman burada yalnızca ölçülen bir şey olmaktan çıkıyor; kaderle, ölümle ve ruhla bağlantılı metafizik bir kuvvete dönüşüyor. Zacharius’un saatlerine kendi ruhundan parçalar yüklediğine inanması, modern makine çağının insan üzerindeki yabancılaştırıcı etkisinin erken bir alegorisi gibi yorumlanabilir bence. İnsan, kendi yarattığı mekanizmanın içine kendi benliğini hapsediveriyor farkında olmadan… Bu yönüyle eser, daha sonra ortaya çıkacak pek çok bilim kurgu anlatısının öncülü sayılabilecek fikirler taşıyor.
Pittonaccio adlı bir karakter var romanda ve cidden romanın en ilginç unsurlarından biri. O, düz anlamda bir kötü karakterden ziyade Zacharius’un içindeki kibrin beden bulmuş hâli gibi çıkıyor karşımıza. Şeytani bir figür, ama aynı zamanda son derece sembolik… Verne’nin onu doğrudan ve detaylıca açıklamaması, karakteri daha da rahatsız edici kılıyor. Çünkü Pittonaccio, dışarıdan gelen bir kötülükten çok insanın içinde büyüyen karanlığın temsili gibi. Zacharius’un yıkımını hazırlayan şey aslında Pittonaccio değil; onun kendi arzuları... Bunu idrak ediyoruz kitabın sonunda.
Verne’nin mekanik ayrıntılara gösterdiği bilinçli özen de eserin atmosferini güçlendiriyor sahiden. Saatlerin çalışma prensipleri, dişliler, düzenekler ve ince işçilik üzerine yaptığı tasvirler yalnızca teknik bir merakın sonucu değil… Bunlar aynı zamanda romanın felsefi çatısını da belirleyen unsurlar. Mekanik düzen ile kozmik düzen arasındaki paralellik sürekli hissettiriliyor kitapta. Saatin durması yalnızca bir eşyanın bozulması değil, evrensel ahengin çatlaması gibi lanse ediliyor. Kısaca olay örgüsünden de bahsetmek istiyorum.
Bundan sonrası eser hakkında spoiler içerir.
.
.
.
Kitabın başkahramanı olan Zacharius Usta, Cenevre’de yaptığı kusursuz saatlerle ün kazanmış, ince işçiliği sayesinde İsviçre sınırlarını aşarak Fransa ve Almanya’da da tanınmış bir saat ustası… Saatçiliğin bilimle birlikte ilerlemesi onu da etkilemiş; “saat maşası” adını verdiği önemli bir parçayı icat ederek bu alanda büyük bir yeniliğe imza atmış. Ancak elde ettiği başarılar ve ün, ustanın karakterinde büyük bir değişime yol açıyor. Kendini zamanın efendisi olarak görmeye, hatta Tanrı’nın yarattığı sonsuzluk karşısında zamanı kendisinin yarattığına inanmaya başlıyor. Kibri büyüdükçe bilimin sınırlarını zorladığını düşünüyor; başarıları arttıkça içten içe ölümsüzlüğün mümkün olabileceğine inanmaya başlıyor. Bu inanç onu hem ruhsal hem de akli açıdan derin bir çıkmazın içine sürüklüyor.
Bir gün şehirdeki tüm saatlerin aynı anda bozulmasıyla hayatı tamamen değişiyor. Hiçbir teknik sebep yokken, daha önce imal ettiği saatlerin hepsi duruyor. Bu durum hem müşterilerinin hem de kendi ailesinin hayatını altüst ediyor. Usta, saatlerinin içinde kendi ruhundan parçalar taşıdığına inandığı için, her bozulan saatin kendi ömründen bir miktar kopardığını düşünmeye başlıyor. Kendi ifadesiyle her bozulan saat, onun “kalp atışının durması” gibi... Bu düşünce, ustanın zihnini iyice karartıyor ve kontrolünü kaybetmesine neden oluyor. Ev içinde tuhaf davranışlar sergilemeye, giderek gerçeklikten kopmaya başlıyor.
Zacharius; kızı Gérande, çırağı Aubert ve hizmetçisi Scholastique ile birlikte yaşıyor. Gérande merhametli, inançlı ve duygusal bir genç kız. Babasının içsel çöküşüne tanıklık ettikçe acı çekiyor ama onu korumaya da kararlı… Aubert ise hem Gérande’ye âşık hem de ustasına bağlı bir genç olarak, umut ve vicdanın temsili… Öyküde ansızın beliren karanlık bir figür de var. Pittonaccio, kibri körükleyen kötücül bir güç… Neredeyse şeytanın beden bulmuş hâli gibi ve Zacharius’un zayıf taraflarını kullanarak onu uçurumun kenarına kadar sürüklüyor…
Usta, tüm saatlerin bozulduğunu öğrendiğinde yalnızca bir tanesinin hâlâ çalıştığını öğreniyor ve onu bulmak için takıntılı bir arayışa girişiyor. Bu saat, onun hayatta kalmasının anahtarı gibi… Çünkü yaptığı her saatin kendi yaşamından bir parça taşıdığına inanıyor. Kırılgan zihni, bu düşünceyi gerçeğin kendisi olarak benimsiyor…. Yolculuk onu eski bir şatoya ve karanlık bir yüzleşmeye götürüyor. Pittonaccio, ustaya çalışan son saati verebileceğini; ancak bunun karşılığında kızı Gérande’yi kendisine vermesi gerektiğini söylüyor. Saplantısına tamamen yenik düşen usta, kızını feda etmeye razı oluyor ve anahtarı alıyor. Gérande ise babasının kurtulması uğruna, içi kan ağlasa da bu korkunç anlaşmayı kabul etmeye hazır görünüyor.
Zacharius saati kurduğunda kendini ölümsüzleştirdiğini zannediyor. Saatin onlarca, hatta yüzlerce yıl çalışacağına inanarak Tanrı’ya meydan okurcasına sevinç çığlıkları atıyor. Ancak gerçekte Pittonaccio onu kandırmış... :( Saat kısa süre sonra duruyor ve o anda usta, kendi ölümünü iliklerine kadar hissederek yere yığılıyorç. Onun ölümüyle birlikte Pittonaccio bir anda ortadan kayboluyor. Gérande ve Aubert ise hayatta kalarak hikâyenin umuda bakan yüzünü temsil ediyorlar.
Edebiyat araştırmacıları tarafından Verne’nin görece daha az bilinen eserlerinden biri olarak değerlendirilen bu kitap, bence ziyadesiyle bilinmeyi hak ediyor. Bilimsel hayal gücüyle insanın içsel zayıflıklarını aynı potada birleştiren, karakter psikolojisinin derinlemesine işlendiği bir yapıt. Zaman kavramı kitapta yalnızca ölçümsel bir gerçeklik olarak değil, insan kaderiyle ilişkili metafizik bir güç olarak da ele alınıyor. Verne’nin sonraki yıllarda yazacağı büyük eserlerin temellerini atması bakımından da ayrı bir öneme sahip Zacharius Usta.