kuş, okul ve çiçek*
şeker portakalı’nda en sevdiğim bölümün adı. bu bölümde zeze, içinde bir kuşun devamlı şarkı söylediğinden bahseder. sonrasında ise kimsenin sabah okul yolunda çiçek toplamadığı öğretmenini fark eder. öğretmen masasındaki bardağın boş olması canını acıttığından her sabah onun için çiçek toplamaya başlar.
duygularımı nasıl aktaracağımı düşünürken bu bölüm neden hatırıma geldi bilmiyorum ama şunu biliyorum ki öğretmen olmak zeze’nin nahif kalbine sahip olmakla eş değer. bugün yolumun ankara’yla kesişmesinin dördüncü yılını tamamlamak üzereyken ben, tereddütlerle geldiğim üniversitemden “iyi ki”lerle öğretmen olarak mezun oluyorum.
bölümün devamında zeze artık içindeki kuşun şarkısını duymadığını anlattığında ona “çünkü büyüdün.” diyerek karşılık verilir. ben de zeze gibi büyüdüm; benimle birlikte duygularım, düşüncelerim, yaşamımın anlamı da büyüdü. lâkin içimdeki kuş hâlâ minik ve şarkı söylemeye devam ediyor. hatta ben ders anlatmaya başladığımda kanatlarını çırpmaya, o çok sevdiği şarkısını söylemeye başlıyor. bense kanat sesleriyle kalp atışlarım birleştiğinde ortaya çıkan heyecanda emsalsiz bir kıymet buluyorum. her defasında yeniden.
dilerim zeze gibi insanların fark edemediklerinin ardındaki cevheri görüp sözcüklerin söyleyemediklerini duyan bir öğretmen olurum ve öğrencilerimin gözlerini mânayla doldurabilirim. zirâ dünya öyle büyük bir yer değil, bir bakış insanın dünyası oluyor bazen. nitekim ömür o bakışa muhatap olma isteğiyle geçip gidebiliyor. istiyorum ki dudaklarımdan kelimeler dökülmeden kalplerde parlak izler bırakabileyim ve içimde hayata dâir şarkılar anlatan kuşun heyecanını hissetmeye devam edeyim...
mezuniyetime ithâfen kalbime iliştirdiğim*