·280 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Mayıs 2026 13:52 Stephen King’in “Koşan Adam”ını bitirdiğimde kendimi uzun bir kovalamacanın içinden çıkmış gibi hissettim. Betik boyunca sanki kameranın objektifi sürekli hareket hâlindeydi; neon ışıklarıyla kirlenmiş sokaklar, televizyon ekranlarından taşan yapay coşku, ter kokan kalabalıklar ve insan yaşamını eğlenceye dönüştüren acımasız bir düzen… Her sahne gözümde distopik bir aksiyon filminin sert planları gibi canlandı.
Ben Richards karakteri özellikle etkileyiciydi. Kahraman gibi doğmayan hatta çoğu zaman öfkesiyle ve çaresizliğiyle hareket eden sıradan bir adam. Onun sisteme karşı verdiği mücadeleyi okurken bir insanın köşeye sıkıştığında ne denli tehlikeli ve kararlı olabileceğini hissediyorsunuz. King burada sadece bir kaçış öyküsü anlatmıyor; medya çılgınlığını, yoksulluğu, insanların korku üzerinden nasıl yönetildiğini de gösteriyor. Televizyon yarışması konusu bugün bile rahatsız edici derecede tanıdık geliyor. Betiği yıllar önce yazılmış bir bilimkurgu olmaktan çıkarıp günümüze yakın hissettiren de bu zaten.
En sevdiğim yanlardan biri ritmiydi. Bölümler kısa ama yoğun ilerliyor. Sürekli bir takip hissi var. Bir kapı açılıyor, biri ihbar ediyor, başka bir şehir başlıyor, başka bir ekran Ben Richards’ın yüzünü milyonlara gösteriyor. Okurken nefes alma alanı çok az. Bu da kurgunun atmosferine ciddi katkı sağlıyor. Özellikle sonlara doğru olaylar öyle sertleşiyor ki insan kendini istemeden temposuna kaptırıyor.
King’in dili de burada çok “kirli” ve gerçekçi. Dünya parlak değil; yorgun, hasta ve çürümüş. İnsanların umutsuzluğu satır aralarında hissediliyor. Bazı sahnelerde devinimden çok o karanlık toplumsal yapı aklımda kaldı. Çünkü sorun yalnızca kaçmak değil, insanlığını koruyabilmek.
Ama betik kusursuz değil. Yer yer olaylar fazla hızlı geçiyor ve bazı kişilikler yeterince derinleşemeden yitiyor. Özellikle yan kişiliklerin bir bazısı yalnızca kurguyu ilerletmek için varmış gibi duyumsattı. Bir de bazı bölümlerde aynı kovalamaca duygusu yinelenmeye başlayınca tempo kısa süreliğine yorabiliyor.
Yine de “Koşan Adam”, bence bir tek gerilim sevenlerin değil, distopya seven herkesin okuması gereken bir betik. Sert, karanlık, hızlı ve öfkeli bir kurgu. Son sayfayı kapattığımda geriye yalnız devinim değil, insanın içini rahatsız eden bir soru kaldı: Eğlence uğruna ne denli ileri gidebiliriz?
Betikle esen kalın.