Gönderi

10/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 21:59
Spoiler içerir!! Puslu Kıtalar Atlası benim için gerçekten bir başyapıt ve her okuduğumda yeni bir katmanını keşfettiğim bir başucu kitabı olacak sanırım. İhsan Oktay Anar’ın kurgulama yöntemi ve hikaye anlatıcılığındaki ustalığına bayıldim, insanı daha ilk sayfalardan itibaren öyle bir sarıyor ki, Normalde bir kitapta tamamen farklı dünyalara ait, birbirini hiç tanımayan onlarca karakterin yollarının kesişmesi biraz zorlama durur. Ama Anar bunu o kadar doğal, o kadar usta işi bir rastlantısallıkla anlatıyor ki, "Bu kadarı da olmaz" demiyorsunuz. Aksine, hayatın kendi içindeki o kaotik ama tıkır tıkır işleyen gizli düzenine hayran kaldım. Bir dilencinin, bir casusun ya da bir feylesofun hamlesi, adeta domino taşları gibi birbirini tetikliyor ve ortaya kusursuz bir yapboz çıkıyor. Casuslar reisi Ebrehe’nin o gizemli paranın, yani mutlak bilginin ve kehanetin peşinde koştuğu bölümler bana Paulo Coelho’nun simyacısıni anımsattı Fakat Anar, bu arayış hikayesini çok ince bir ironiyle tersine çeviriyor. Simyacıda kahraman aradığı hazineyi kendi içinde bulup aydınlanırken, Ebrehe dış dünyayı ve insanları kontrol etmek için o nesnenin peşinde koştukça aslında kendi ruhsal çöküşünü hazırlıyor. Peşinde olduğu şey onu kurtaracak bir hazine değil, kendi hırsının kurbanı olacağı bir illüzyon haline geliyor. İşin felsefi boyutuna geldiğimizde ise Uzun İhsan Efendi ve Ebrehe’nin o derin monologları bir sorgulamaya dönüşüyor. Burada Batı felsefesi ile Doğu mistisizminin muazzam bir karması var bence Uzun İhsan Efendi, odasından çıkmadan dünyayı rüyalarında kurarken resmen "Ya ben de bir başkasının rüyasıysam?" sorusuyla rüya ve gerçeklik arasındaki sınırı tamamen bulaniklastiriyor. Buna karşılık Ebrehe’nin monologlarında ise ölümsüz olmanın rasyonel bir hırsa dönüşmüş halini görüyoruz. Tasavvufta dünya, Mutlak Varlık’ın bir rüyasıdır ve insan bu rüyada kendi nefsini yok ederek, yani "hiç" olarak hakikate ulaşır. Uzun İhsan bu hiçliği ve rüya olmayı uysallıkla kabul ederken; Ebrehe tam aksine, bilginin gücüyle o rüyanın hakimi, yaratıcısı olmaya çalışıyor. İşte onun trajedisi de tam olarak burada, tasavvufun özündeki o teslimiyeti kaçırıp mutlak güç deliliğine kapılmasında yatıyor. Bu anlamda uzun ihsan efendi biraz daha ibnul arabi cizigisinde vahdet-i vucut kavramini vurgularken ebrehe ise descartes ci bir hatta kantaron cı bir maddecilikle bize iki farklı felsefi görüşü hikayelestirerej bize sadece bir izleyici gözü ile bünyamini de kahramanlastırmadan harika bir bicimde sunuyor. Alibaz ve çocukların örgütlenmesi Goulding'in sineklerin tanrisindaki cocukların hayatlarindaki beklenmedik durumlar ile onları nasil bir hale getirdigini anlatirken burada cocukların dinledikleri hikayelerden kim olabilecekleri ve yine finalde benzer bir sekilde bir cocugun başına ne gelirse gelsin ne kadar yetişkin rolü yaparsa yapsin bir cocuk oldugunu kusursuzca anlatiyor. Frenk cerrah Kubelik ise kadavra merakı ve rasyonel aklıyla, Doğu’nun o kaderci havasının ortasında bir ayyaşın rasyonel bir merakla başladığı seruveninde küçük ve manasız bir uğraşın talihsiz bir son ile nasil sonlandıgı kisminda hikayeye perspektif katan unsurlardan sadece biri
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma
·
35 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.