·376 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Mayıs 2026 09:01 Jack London'ın müthiş kaleminden bir roman, uzun zamandır güzel bir roman keşfedemediğimi düşürken iyi denk geldi. Bir kitap kurdu olan Humpry Van Weyden'in bir gemi kazası sonrası kurtarılması (alıkonulması) ile deniz kurdu olma süreci başlar. Onu kurtaran kaptan Walf Larsen acımasız, güçlü, sadece kendi çıkarlarını düşünen, ahlaki ilkelerden yoksun biridir. Kimse ona karşı koyamaz, baş edemez. Hayalet adlı gemide garip bir hükümdarlık sürer.
-SPOİLER-
Başka bir gemiye denk geldiklerinde kurtulması için bir fırsat çıkar ama Walf Larsen onu bırakmaz. Denk geldiği, kurtardığı tüm kişileri tayfa olarak gemisinde alıkoyar, çalıştırır. Bizim kitap kurdunun da macerası böyle başlar. Öncesinde mesleği yazarlık olan, her şeyinin önüne gelmesine alışık olan kahramanımız gemide hayatı ve denizciliği öğrenir, güçlenir ve ikinci kaptanlığa kadar yükselir. Ama Walf Larsen'in mutlak gücü karşısında çaresizdir, direnemez. Walf Larsen'in acımasızlığından nefret eder, diğer tayfalara olan davranışlarına dayanamaz ama karşı koyacak gücü de bulamaz. Diğer tayfalarda olduğu gibi.. Karşı koymayı deneyen iki kişiyi haftalarca nasıl öleceklerini bekleme korkusuyla bir işkencenin içine savurmuştur çünkü. Sonrasında kaçıp kurtulmayı denediklerinde ise peşlerini düşüp bir fırtınanın içinde fareyle oynar gibi umutlarıyla oynayıp ölüme terk etmiştir onları. Ya da aşçıyı şakasına gemiden sarkıtıp köpek balığının ayağını koparmasına sebep olması.. Herkes ondan nefret eder ancak kaçmaya güçleri yetmez.
Bir zaman sonra başka bir gemi enkazından kurtarılan bir kadının gelişiyle gemide pek çok şey değişir. Humpry ona aşık olur ve Walf Larsen'e direnmesi için sebebini bulur. Aşk. Herhalde tüm olmazları olduran az sayıda sebepten biri... Bu kadın da yazardır hatta önceleri yüzyüze görüşmeseler bile birbirlerine yaptığı eleştirilerden birbirlerini tanırlar. Ancak yüzyüze gelmeyen iki insanın yollarının burda kesişmesi kaderin cilvelerinden olsa gerek.. Hayatlarını kurtarmak adına birlikte bir sandalla gemiden kaçarlar. Uzun zorlu bir yolculuk sonrasında bir adaya ulaşırlar. Ancak adada kimse yoktur. Zamanla orda fok balıkları avlayıp, kulübe inşa edip bir düzen oluşturmaya başlarlar.
Günler geçerken kıyıda bir gün Hayalet'i görürler. İçinde de Walf Larsen, eski gücünden eser kalmamış, gözlerini kaybetmiş zavallı biri olarak. Eskiden insanlara yaptığı eziyetlerin karması olsa gerek.. Çaresizlikle tek başına ölmeyi beklemektedir. Ama Humpry gemiyi tamir edip kurtulmayı planlar, çünkü başka türlü bu adadan kurtulmak mümkün değildir. Walf Larsen güçsüzlüğüne rağmen onların çabalamalarını sabote etmeye çalışır ancak onlar her şeye rağmen başarılar. Bu sırada Walf Larsen'in hastalığı ilerler ve ölür. Humpry ve Maud ise sonunda kurtulmayı başarır.. Kurtulduklarında ise Humpry sonunda aşkını ilan eder, sarılma ve kapanış :)
Burda çok hoşuma giden bir detay vardı, Humpry'nin nerdeyse en başından Maud'u sevmesine rağmen böyle zor koşullarda aşkını ilan etmeyip beklemesi:
"Başka hiçbir neden bulunmasa bile, insan bir kadını koruyup kurtarmaya çalışırken, o kadından aşkını istemesinin zamanı değildi."