Herkese selamlar…
Sizlere #kezbanlaokuyoruz grubumla beraber Mayıs ayı seçkisi olarak okuduğum korku filmi izliyor gibi tüyler ürperten , kafanızı arkaya çevirdiğinizde biri varmış gibi hissettirecek türden kitabımla geldim. Aman yalnızken veya gece herkes uyurken okumayın…
İnsanın en çok da kendi zihninde kaybolabileceğini hatırlatan bir kitap oldu benim için.
Okurken sürekli “Gerçek hangisi, kurgu hangisiydi? diye düşündüm. Kadın karakterin yaşadıklarını yazar öylesine betimleyici anlatmış ki oradaymış gibiydim ve biraz gerildim açıkçası.
Özellikle en etkilendiğim kısım sadece bir gerilim hikâyesi olmaması. İnsanların bastırdığı travmaların, korkuların ve geçmişin nasıl bir noktada tetiklendiğini ve bir anda insanı nasıl hızlı ele geçirebildiğini hissettiriyor.
Konusundan bahsediyorum;
“Şiddet mağduru bir kadın hasta, psikiyatrist Ellen Roth’un kâbusu haline gelir: Kara Adam tarafından izlendiğini iddia eden hasta, gizemli biçimde, iz bırakmadan ortadan kaybolur. Şimdi kendi hayatını da hastasınınkini de tehlikeye atan korkunç bir oyunun ortasındaki Dr Ellen Roth için hiç kimseye güvenemediği umutsuz bir savaş başlamıştır. Şeytani bir yapbozun parçalarını bir araya getirmeye çalışmaktan başka çaresi kalmayan genç psikiyatrist, korku, şiddet ve paranoyadan oluşan bu labirentte çıkış yolunu bulabilecek midir?”
Sanırım daha önce korku filmi çok izlemiş olmamdan kaynaklı tahminlerim tutmuş olsa da bu kadarını tahmin etmemiştim .