·375 syf.····Okunma: 11 Mayıs 2020 00:00 Kitabı çok uzun zaman önce okumuştum. Siteye ekleyince inceleme yazma gereği duydum. Kitap insanın en temel, en evrensel ve savunmasız duygusunu hedef alıyor. Kayıp karşısında duyulan çaresizlik ve yas. "Ya geri getirebilirsem?" fikrinden yola çıkıyor. Eğer elinizde bir şans olsaydı, sevdiğiniz kişinin geri dönen şeyin ne olduğunu umursamadan mezarını kazar mıydınız? Ben belki de böyle bir kayıp yaşamadığımdan kesin olarak hayır ben yapmazdım dedim. Ama düşündükçe ürperiyorum. Belki de sevdiğim birini geri getirmek isteyebilirdim bu kaybı yaşadıktan sonra. Çünkü ruh halimi kestiremiyorum.
Kitapta çok fazla gotik unsur var mesela Micmac Kızılderili Mezarlığı veya Wendigo efsanesi gibi. Çıkarımım da şu oldu. Bazen ölüm daha hayırlıdır ve doğal döngüyü bozmaya çalışmak, ölümün kendisinden çok daha büyük bir laneti beraberinde getirir. Kitabın özeti ise şu şekilde. Dr. Louis Creed, eşi Rachel, çocukları Eileen (Ellie), Gage ve kedileri Church ile birlikte Chicago’dan Maine’in sakin Ludlow kasabasına taşınır. Ev harikadır ancak daha ilk gün doğanın ve kaderin küçük uyarıları başlar: Gage'i arı sokar, Ellie düşüp dizini kanatır, evin anahtarları kaybolur. Aile, karşı komşuları olan 83 yaşındaki bilge ihtiyar Jud Crandall ile tanışır. Jud, evin tam önünden geçen 15 numaralı karayolunun tehlikesinden bahseder. Bu yol, Orinco gibi dev şirketlerin yüksek süratli kimyasal tankerlerinin geçtiği ve kasabadaki evcil hayvanları yutan bir ölüm tuzağıdır. Jud, Creed ailesini evin arkasındaki ormanlık patikadan geçirerek kasaba çocuklarının yıllardır ölen hayvanlarını gömdüğü, tabelasında yamuk yumuk harflerle "Hayvan Mezarlıgı" (Pet Sematary) yazan mistik yere götürür. Burası Ellie’de ilk kez "ölüm" kavramına dair bir sorgulama ve korku başlatır. Eşi Rachel ise çocukluk travmaları (kız kardeşi Zelda’nın acılı ölümü) nedeniyle evde ölümün konuşulmasını kesinlikle yasaklar. Louis, üniversite kliniğindeki görevine başladığı ilk gün, bir kamyonun çarpması sonucu kafatası parçalanmış Victor Pascow adında genç bir atletle karşılaşır. Pascow, Louis’in kollarında can vermeden hemen önce mucizevi bir şekilde bilincini kazanır ve Louis’e "Hayvan mezarlığı... Sınırı geçme" diye fısıldar. O gece Pascow’un ruhu/cesedi Louis’in odasına gelir, onu hayvan mezarlığına götürür ve mezarlığın arkasındaki bariyeri (içiçe geçmiş çalıları) asla geçmemesi konusunda uyarır. Louis uyandığında ayaklarının çamur içinde olduğunu görür. Şükran Günü'nde Rachel ve çocuklar akraba ziyaretine gittiğinde, ailenin kedisi Church yolda bir kamyonun altında kalarak ölür. Louis, Ellie’nin yaşayacağı yıkımdan korkar. Jud, Louis’e olan sevgisinden ve Ellie’nin üzülmesini istemediğinden büyük bir hata yapar. Louis’i alır, hayvan mezarlığının da ötesindeki bataklık ve sarp basamaklardan geçirerek kadim Kızılderili kabilesi Micmac’ların eski gömü alanına (Küçük Tanrı Bataklığı) götürür. Louis’e kediyi buraya gömdürür. Ertesi gün Church eve geri döner. Ancak bu kedi artık eski Church değildir. Leş gibi kokmakta, fareleri ve kuşları vahşice parçalamakta, mekanik ve hantal hareket etmektedir. Gözlerinde canlılara düşman, donuk ve yeşil bir ışık vardır. Louis, doğaüstü bir gücün sınırını aştığını anlar ama iş işten geçmiştir. Jud, Louis'e geçmişte buraya gömülen hayvanların hep böyle bozuk döndüğünü, hatta bir keresinde bir köpeğin döndüğünü anlatır. Romanın en kırılma noktası olan olay gerçekleşir. Bahçede uçurtma uçururken küçük Gage, yola doğru koşar. Louis oğluna yetişmeye çalışsa da başarılı olamaz; hızla gelen bir Orinco tankeri Gage’e çarpar ve küçük çocuk feci şekilde can verir. Aile tamamen dağılır. Cenazenin ardından Rachel ve Ellie, akrabalarının yanına gönderilir. Louis kasabada yalnız kalır. Akıl sağlığını yitirmeye başlayan Louis, Micmac mezarlığının zihnine fısıldadığı o korkunç fikre teslim olur: Gage’i oraya gömmek. Jud, durumun ve tehlikenin farkına vararak Louis’i uyarır; ona İkinci Dünya Savaşı sırasında buraya gömülen Timmy Baterman adındaki bir gencin nasıl bir canavara dönüşerek geri döndüğünü ve kasabayı nasıl dehşete düşürdüğünü anlatır. Ancak bataklığın büyüsü Louis’i çoktan esir almıştır. Louis gece Mezarlığa gider, oğlunun mezarını kazar ve cesedini tabuttan çıkararak yanına alır. Bu sırada ormandan geçerken sislerin arasında devasa, ağaçları kıran kadim bir canavarın (Wendigo) sesini duyar ve gölgesini görür. Gage'in cesedini Micmac mezarlığına gömer. Gage ertesi gün geri döner. Ancak geri dönen şey küçük bir çocuk değil, Wendigo’nun ele geçirdiği, kadim bir kötülükle ve insanüstü bir zekayla donatılmış bir iblistir. Louis’in doktor çantasından neşteri çalar. Gage önce karşı eve sızar. Jud Crandall’ı, geçmişindeki günahları ve sırları onun yüzüne vurarak psikolojik olarak çökertir ve ardından neşterle vahşice katleder. Bu sırada kızının (Ellie) gördüğü kabuslar ve vizyonlar nedeniyle kötü bir şeylerin olacağını sezip apar topar Ludlow’a dönen Rachel, Jud’ın evine girer. Karşısında ölen oğlu Gage’i ve onun arkasındaki Zelda’nın hayalini görür. Gage, annesini de neşterle öldürür. Kendi evinde uyanan Louis, Church’ün ve Gage’in izlerini takip ederek Jud’ın evine geçer. Karısının ve dostunun cesetleriyle karşılaşır. Artık tamamen deliren ama hatasını anlayan Louis, önce kedi Church’ü, ardından kendisine neşterle saldıran canavarlaşıp insan sesiyle konuşan oğlu Gage’i yüksek dozda morfin enjekte ederek tekrar öldürür. Louis, Jud’ın evini ateşe verir. Akıl sağlığını tamamen yitirmiş, saçları bir gecede bembeyaz olmuştur. Kollarında karısı Rachel’ın cesediyle ormana, Micmac mezarlığına doğru yürür. Kendisini durdurmaya çalışan arkadaşı Steve Masterton’ı dinlemez. Kendi kendine, "Gage'i çok beklettim, o yüzden kötü döndü. Rachel yeni öldü, o düzgün dönecek" diye fısıldar. Karısını lanetli toprağa gömer ve evinde fal açarak beklemeye başlar.
Roman, gece yarısı Louis iskambil kağıtlarıyla oynarken arkasından gelen bir ayak sesi ve omuzuna dokunan, çıplak, çamurlu, soğuk bir elin sahibi olan Rachel’ın o tekinsiz, boğuk sesiyle son bulur. Aile trajedisi resmen