Sonunda bitti. James Joyce’un devasa labirenti Ulysses’in kapağını kapatırken üzerimden hem büyük bir yük kalktı hem de içimi tarif edilemez bir edebi tatmin duygusu kapladı.
İncelemeye başlamadan önce şuraya bir şerh düşmek istiyorum: Ben bu kitabı tam beş ayda sindire sindire, döne döne, her referansı deşe deşe okudum. Kimse kusura bakmasın ama Ulysses’i 10 günde okumak, dünyanın en zengin açık büfesinin önünden koşarak geçip sadece kokusunu almaktır. Joyce’un yıllarını verdiği o kelime oyunlarını, mitolojik göndermeleri, bilinç akışı tekniğinin dehasını 10 günde "anlayarak" bitirmek bana pek gerçekçi gelmiyor. Bu kitap bir hız yarışı değil, bir sabır sınavı :)
Elbette Ulysses’in derin, okurdan sabır isteyen ve fazladan bir okuma- araştırma uğraşı talep eden bir metin olduğu açık; ancak romanda yapılan göndermelerin karşılığını, hangi metnin temel ya da model alınarak ve ne maksatla kullanıldığını, nereyi işaret ettiğini araştırıp bulmak, bu uğurda kılavuzların, ansiklopedilerin ya da Shakespeare ve Homeros’un yapıtlarının satır aralarında gezinerek şifreler çözmek ne kadar saygı duyulası bir uğraş olsa da, olmazsa olmaz bir gereklilik değil okuma zevkini artırmak yönünde bir heves olarak algılanmalı sadece.
Benim beş aylık yolculuğuma gelirsek... Kelimenin tam anlamıyla bir zihinsel antrenmandı. Aslında basit sayılabilir bir öyküye sahip olan Ulysses, 1904 yılının Haziran ayının onaltısı, bir perşembe günü evinden çıkan Leopold Bloom’un Dublin sokaklarında geçirdiği bir günü yatay bir kurguyla ve bilinç akışı tekniğiyle aktarıyor bize. Romanın birden fazla anlatıcısı olsa da; Bloom dışında Tanrı anlatıcı, Stephen Dedalus, Gerty ve Molly bazı bölümlerde devreye girseler de; yine de sanki her şey Bloom’un zihninde yaşanır gibidir.
Joyce’un her bölümde farklı bir edebi üslup denemesi, dili eğip bükmesi, bir noktadan sonra insanı çıldırtma noktasına getirse de hayran bırakıyor. Hele o meşhur bilinç akışı. İnsanın kendi zihninin içindeki o darmadağınık, noktalama işaretsiz durakları okumak ilk başlarda çok yordu ama ritmi yakalayınca büyülendim. Özellikle Molly Bloom’un o noktalamasız, nehir gibi akan kapanış monoloğu edebiyat tarihinin neden zirvelerinden biri olduğunu kanıtlar nitelikte.
Homeros’un Odysseia destanı şekilsel olarak romana altyapı sağlıyor. Romanda yer alan karakterler kişilikleriyle de Homeros’un kahramanlarına benzerler. Ancak romanını Homeros’un Odysseia’sı paralelinde karşıtlıklar ve koşutluklar kurarak oluşturması Joyce’un epik metinlere saygı göstereceği anlamına gelmez :) Çünkü Joyce’un destan formunu yankılaması, geleneksel metinlere methiye düzmek için değil, bu türde anlatıların ipini çekmek gayesiyledir.
Ulysses’te Buck Mulligan’ın kendi zihni adına sarf ettiği şu söz, aslında bir yanıyla modern romanı da özetler: “Ne? Nerede? Ben hiçbir şeyi hatırlayamam ki. Yalnızca fikirleri ve hisleri hatırlarım.”
Kolay bir okuma mıydı? Asla. Kimi zaman birkaç sayfayı anlamak için rehber kitaplara, dipnotlara sarılmak zorunda kaldım. Bloomsday Kitabı ile birlikte okumak kesinlikle sizi bir adım önde başlatacaktır.
Ulysses’i yorumlamak, aslında biraz kutsal kitapları yorumlamak gibi. Anlam her tarafa çekilebilir, göndermeler arasında edebî, tarihî, dinî ve sosyal sayısız bağlantı tespit edilebilir. Bazen kitaptan koptuğumu, Dublin sokaklarında kaybolduğumu hissettim. Ama pes etmeyip devam ettikçe Joyce’un kurduğu o devasa yapbozun parçaları birleşti. Ulysses’e yaklaşmak için, Armağan Ekici’nin güncel argolarla bezeli şahane çevirisi, aslında çok iyi bir fırsat. Siz fazla aldırmayın Ulysses’in asık suratlı, ciddi bir roman olduğunu iddia edenlere. Öyle de olsa, her göndermenin, her çağrışımın profesörü olmak zorunda değil kimse. Dinî kurumların ticari mekanizmalarını teşhir eden, kolaycı üretimlerin ipliğini pazara çıkaran, ulusal hastalıkları serip döken, cinsiyete özgü yalpalamaları denetimsiz yansıtan, en önemlisi klasik gerçekçi romanın bitişini duyuran ve bütün bunları yaparken de muzip muzip gülümseyen bu fevkalade eğlenceli, oyunlu, müstehcen, mizahi, edepsiz ve zapt edilemez metni okumanın zevkinden kendinizi mahrum etmeyin. Yazıktır. Ulysses, sadece bir roman değil; dilin sınırlarını zorlayan, okuru pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp kitabın içine çeken interaktif bir deneyim. Hayatımda "Ulysses'ten önce" ve "Ulysses'ten sonra" diye bir milat oluştu diyebilirim. Bu zorlu ama bir o kadar da ödüllendirici yolculuğa cesareti olan herkese şimdiden sabır ve keyifli okumalar dilerim.
İnceleme için teşekkürler, cesaretimi arttırdınız. Çok zor bir kitap olacağını düşünüyorum. Benim için en üst seviye okuma hedeflerinden birisi bu kitap. Bakalım o gün ne zaman gelecek..