Sinan Meydan’ın Atatürk ve Kayıp Kıta Mu adlı eseri, Mu kıtasını doğrulamak ya da reddetmekten ziyade, bu fikrin modern dönemde nasıl üretildiğini ve özellikle erken Cumhuriyet dönemindeki tarih arayışlarıyla nasıl ilişkilendirildiğini anlamaya odaklanır.
Kitapta Mu, Pasifik’te batmış kayıp bir uygarlık olarak ele alınır ve bu anlatının sadece popüler bir efsane düzeyinde kalmadığı, bazı entelektüel çevrelerde insanlık tarihinin kökenine dair büyük bir açıklama modeli gibi değerlendirildiği gösterilir. Özellikle Türklerin kökeniyle ilgili alternatif tarih anlatılarında, Türklerin çok eski bir uygarlığın devamı olduğu veya dünya medeniyetinin başlangıcında yer aldığı yönündeki iddiaların bu tür teorilerle birlikte tartışıldığı aktarılır. Bu noktada Mu, yalnızca bir kıta iddiası değil, aynı zamanda köken ve kimlik tartışmalarını besleyen bir düşünsel çerçeveye dönüşür.
Mustafa Kemal Atatürk dönemine dair bölümde kitap, 1930’lu yıllarda Türk Tarih Tezi etrafında gelişen geniş araştırma atmosferine odaklanır. Bu süreçte farklı coğrafyalarda Türklerin izlerini arayan çalışmalar yapılmış, Amerika kıtası ve Asya arasındaki kültürel benzerlikler üzerinden çeşitli tarihsel bağlantı denemeleri ortaya konmuştur. Kitap, bu faaliyetlerin Mu kıtasını kanıtlama çabası değil, daha geniş bir “köken araştırması” ve tarihsel alternatif üretme girişimi olduğunu vurgular.
Bu çerçevede Tahsin Mayatepek tarafından Meksika’da hazırlanan raporlar da önemli bir örnek olarak ele alınır. Bu raporlar, yerli kültürler, mitler ve tarihsel anlatılar üzerinden Türklerin eski dünya ile olası bağlantılarını inceleyen bir araştırma sürecinin parçası olarak değerlendirilir. Kitapta bu belgeler, dönemin bilgi üretme biçimini ve tarihsel merak alanlarını göstermesi açısından önemlidir.
Sinan Meydan’ı seversiniz ya da sevmezsiniz, ancak kitaplarında temel bir yaklaşım olarak topluma bir şey öğretme amacı da vardır. Okura “ben sana bunu söylüyorum ama kaynağı şuradadır, sen de bak ve doğruluğunu kontrol et” fikrini verir. Bu bakış açısı yerleştikçe, olaylara yaklaşım biçimi de değişir; bilgiye daha eleştirel bakma ve doğru ile yanlışı ayırt etme eğilimi güçlenir. Bu nedenle Atatürk ve Kayıp Kıta Mu içinde de aynı yöntem görülür: ortaya atılan iddialar tek tek kaynaklarla desteklenir, belgeler ve raporlar açıkça gösterilir ve okurun bunları takip etmesine imkân tanınır. Bu yönüyle eser yalnızca Mu meselesini anlatan bir kitap değil, aynı zamanda bir iddianın nasıl araştırılması gerektiğini örnekleyen öğretici bir metin haline gelir.
Lise yıllarında okuyup tekrar okuma imkânı bulduğum bu kitap, bende araştırma yapma isteğini ve sorgulama alışkanlığını besleyen bir etki bıraktı. Bu yönüyle Sinan Meydan’a bir okur olarak teşekkür ediyorum; çünkü kitaplarında yalnızca bilgi aktarmakla kalmayıp, okuru kaynaklara yönlendiren ve araştırmaya teşvik eden bir yaklaşım görüyorum.