Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda hayatınıza kaldığınız yerden devam edemezsiniz ya. Taha Kılınç’ın Doğu Türkistan ile ilgili kaleme aldığı bu yeni eser, benim için tam olarak böyle bir yolculuk oldu.. Sayfalar arasında ilerlerken kah ağladım, kah derin bir tefekküre daldım; bazen kendimi sorgularken buldum, bazense yeni araştırmalar için zihnimde yepyeni kapıların açıldığını hissettim.
Yıllar önce Taha Kılınç’ın Kudüs ve Filistin üzerine yazdığı bir yazı, içimde oraları görme niyetini filizlendirmişti ve elhamdülillah nasip olmuştu görmek. Bu kitabı bitirdiğimde ise gözlerimi yumup kendimi Doğu Türkistan’ın kadim sokaklarında, belki de bugün kapısına zincir vurulmuş mahzun camilerinde hayal ettim. Bir gün o sokaklarda yürümek nasip olur mu bilinmez ama bu kitap bana çok net bir hakikati bir kez daha hatırlattı:
Müslümanca Yaşamak ve Sorumluluk Almak
Doğu Türkistan’ın yeniden özgür kılınması ve Müslümanca yaşanılan bir belde haline gelmesi için sadece üzülmek yetmiyor. Daimi bir dua halinde olmanın yanı sıra, biz Müslümanların üzerindeki o "pasiflik" zırhını artık sıyırıp atması gerekiyor. Kitap boyunca zihnimde yankılanan en güçlü soru şuydu: Bizler ne zaman gerçek manada Müslümanca hareket etmeye başlayacağız?
Bu eser, sadece bir bölgenin acılarını anlatmıyor; aynı zamanda bizlere bir şuur ve sorumluluk aşılıyor. Doğu Türkistan’ı sadece bir haber başlığı olarak değil, ruhumuzun bir parçası olarak görmek isteyen herkesin bu satırlara dokunması gerektiğine inanıyorum.
Kalemine kuvvet Taha KılınçKayıp Coğrafyanın İzinde