·110 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Mayıs 2026 19:35 Fırından taze çıkan ekmek gibi kitabı bitirir bitirmez hemen yorumumu ekliyorum.
Bazı kitapları bitirdiğinizde hikâyeden çok hissettirdikleri kalıyor ya aklınızda Toprağa ve Güneşe Saldırmak benim için tam olarak böyle bir kitaptı.
Kitabı okurken kendimi sık sık öfke, hüzün ve çaresizlik arasında gidip gelirken buldum. Cezayir’in sömürgeleştirilme sürecini ve yapılan katliamları (Dahra katliamı gibi) anlatıyor ama bunu tarih kitabı gibi yapmıyor. Daha çok insanların yaşadıklarına, kaybettiklerine ve iç dünyalarına odaklanıyor. Bunu sömürge ülkesinden tarım kolonisinde çalışmaları için getirilen yoksul vatandaşlarının gözünden anlatıyor. Bu yüzden anlatılanlar çok daha gerçek ve sarsıcı geliyor. Bir diğer anlatıcı ise saldırgan sömürge askerleri. Bu kısımlar insanın midesini bulandırıyor. Yaşattıkları o vahşetten zevk almaları beni aşırı rahatsız etti. Motivasyonlarının “medeniyet getirme” olması ise sinirlerimi bozdu açıkçası.
Yazarın dili yer yer yorucuydu bunu belirtmeliyim, hatta bazı bölümlerde bilerek rahatsız ettiğinide düşündüm. Ama kitabın anlatmak istediği şey de zaten biraz buydu sanırım. Noktalama işaretinden yoksun metin duyguları olduğu gibi geçirdi bana. Okurken kendimi rahat hissedemedim ve bunun kitabın en güçlü yanlarından biri olduğunu düşünüyorum.
Yazarın fransız olup kendi ülkesinin yaptığı soykırımı bu denli gerçekçi anlatması takdir edilesi bir davranış bence. Kitap kolay okunan, akıp giden bir roman değil. Fakat son sayfayı kapattığınızda size bir şeyler bırakıyor orası kesin. Özellikle sömürgecilik, savaş ve insan doğası üzerine düşünmeyi seven okurların seveceğini düşünüyorum. Benim için etkileyici ve uzun süre unutamayacağım bir okuma oldu.