Adalet Ağaoğlu Ölmeye Yatmak
Post-modern bir eser olduğu için inceleme yapmak da özetlemek de oldukça zahmetlidir. Eserin en önemli özelliği cumhuriyetin ilk yıllarında milletin inkılaba karşı maddi ve manevi yaklaşımını yansıtmasıdır. Bence bu işi oldukça objektif yapmaktadır. Bazı kısımlarda açık giyinmenin, kadın erkek ilişkilerinde rahat hareket etmenin medeniyet sayılması bina örnektir. Bu arada sürekli Ulus'tan, Hergele Meydanı'ndan, Numune Hastanesi'nden bahsedilen eseri İbni Sina Hastanesi'nde sesli kitap şeklinde dinlemem de feleğin bir cilvesi gibi oldu. Eserde o dönemdeki yolsuzluk çeşitlerinden de bahsedilir. Buna göre halka o yoklukta karneyle kumaş verilmektedir. Bazı uyanıklar bunları insanlardan el altından alıp kendi dükkanlarında satarken bazı esnaflar kırk liralık kürdanı 41 liraya sattığı için ceza almaktadır. Meşhur Aşkale Kampları'na Varlık Vergisi nedeniyle gayrimüslimlerden ziyade Türklerin gönderildiği aktarılır. Yazarın solcu olduğu eserden oldukça net anlaşılıyor, aslında bence de o dönem için aşağı yukarı öyle olan ilk dönem Türkçülerini (ilk Atsızcılar, bunlar ikinci Dünya Savaşı'na girelim, İsmet Paşa basiretsizdir gibi görüşleri savunan biraz dalyarak tiplerdir) biraz daha öcüleştirerek anlattığını gördüm, sonra Vikipedi'den bakınca kendinin de Ödp'den milletvekili adayı olduğunu, "Yetmez Ama Evet" toplantılarına katılıp öğrencilerden yumurta yediğini gördüm. Tam olarak benim gözümdeki ılık solcu kategorisine girdi diyebilirim. Nedense böyle tiplere saygı duyamıyorum. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD'nin bize şeker, kullanılmış postal vs. verdiğini ve memlekette karneyle dağıtılıp karaborsa olan şekerin bu dönemde bollaştığını, çoğu insanın ayağının derli toplu bir ayakkabıyı ilk defa bu dönemde gördüğünü eserden öğrendim. Ayrıca savaştan kalan araç lastikleri ve çadır kumaşlarından ayakkabı yapıp devlet eliyle vatandaşa uygun ve kalitedir diye bize satmışlardır. Bu okuduğum ikinci kitabıydı ilki olan Fikrimin İnce Gülü edebî açıdan berbattı, bu geri dönüşler, günlükler mektuplar ve monologlar şeklinde zor bir şekilde kurgulanmış olmasına rağmen ona nazaran iyiydi diyebilirim.
Kahramanımız Aysel bir otelde odasına geçer ve "ölmeye yatar". Buradan bir ilkokul mezuniyet törenine geçilir. Genç cumhuriyetin adam kıtlığında biraz okuma yazması olup da inkılaplara yakın duranın başöğretmen olabildiği bir dönemdir. İnsanlar törene ilk defa kadın erkek birlikte gelmiş ve Allah'a günah yazmasın diye dua etmektedirler. Yalnızca savcı ve kaymakamın eşi rahat ve modern bir görüntü çizmektedirler. Roman kahramanı Aysel bu tören içeriğine göre büyük güçlüklerle ve derme çatma giydirilebilmiştir.
Buradan geri otele dönülür. Buradaki iç konuşmalarına göre Aysel'in artık üniversite hocası olduğu anlaşılır. Bir arkadaşının günlüğünden okunan kesitlerle Aysel'in babasının, kızı ortaokul için Ankara'ya gönderecek kadar ilerici olmadığı ama babası kaymakam olan sınıf arkadaşı Aydın'ın babasının ısrarlarıyla ve Aysel'in intihar etme girişimi sebebiyle göndermeye razı olduğu öğrenilir. Kaymakam, adamı çocuğu okula göndermezse Atatürk inkılaplarına karşı gelmekten dükkanını kapattırmakla tehdit eder.
Tekrar Aysel'e dönüldüğünde o ay adet olmadığı ve bu dönemde ilk defa kocası haricinde biriyle birlikte olduğu öğrenilir. Daha önce hamile kalmış ve ölü bir bebek doğurmuştur. Yattığı kişi öğrencisidir ve Aysel de doçenttir.
Eski ilkokul öğretmenleri Dündar öğretmenin, Ali isimli fakir bir ailenin tek oğlu olan çocuğu imkansızlıklara rağmen birçok dilekçe ve mektupla bir yolunu bulup Ankara'ya öğrenimine devam etmeye göndermesi anlatılır. Dündar hoca çok büyük bir Atatürkçüdür. Onu öldüğünde fenalık geçirecek kadar sever. Eserde Atatürk'ün vefatı da oldukça canlı ve objektif şekilde anlatılmıştır. Eser bu kısımlarda kaymakam çocuğunun günlüğü, ve Aysel'in Seniha isimli arkadaşına çocukken yazdığı mektuplar üzerinden ilerler.
Ali okulu bitirir ve solcu ve milliyetçilerle temas eder. Solcular ona daha makul gelmektedir. Aydın da okulun devamını Ankara'da okumak üzere Gazi lisesine kaydolur. Aysel'e eskiden beri ilgisi vardır ama burada iyice artar. Bir gün karşılaşırlar ve ona biraz kur yapar.
Aysel'in Ağabeyi İlhan da üniversitede hukuk okumakta ve Atsızcılarla takılmaktadır. Babası bu işlere devlet ceza verdiği için korkmakta ve onun dükkanına getirdiği broşür kitap vb. şeyleri atmaktadır. En sonunda başını belaya sokar ancak kıl payı kurtulur. Bu sıralarda Aysel'in okuması da iyice göze batmakta, kız dikkat çekmemek için her şeyi yapmaktadır. Sonrasında en küçük kız kardeşi Tezel dünyaya gelir.
Aysel'in kocasının adı Ömer, yattığı öğrencisinin adı Engin'dir. Aydın gazetede yazı yazmaya başlar. İlçeden bir arkadaşı Aysel'le ali arasında aşk dedikodusu ortaya atar ve Ali'nin Aysel'in peşinde Ankara'lara gidip okuyacağım süsü verdiğini yayar. Aslında gerçekten de aysel duygusal anlamda kendine her fırsatta yakınlaşmaya çalışan ve hoşlandığını açıkça belli eden kaymakam çocuğu Aydın'dan çok yoksul Ali'ye daha yakındır. Ali'nin komünist olduğu köyde duyulur ve bir arkadaşı mektubunda onu ayıplar. Bu sıralarda Aydın'ın ilgisinin devam etmesine rağmen sonradan iyi arkadaş oldukları görülen Aysel "ölmeye yatmak"tan vazgeçmeyi düşünür ve İstanbul'da bulunan Aydın'ı arar.
Sanat okulunu bitirip elektrik diploması alan Ali Ankara Radyosu'nda teknisyen olarak işe girer, Aysel'le buluşurlar.
Ailesi Aysel'i tüccar bir adamla evlendirmeyi düşünmektedir ancak kız okumak istemektedir. Bu olaydan sonra Aysel temiz bir dayak yer ve el değip değmediği belli olsun diye annesi tarafından hamamda teftiş edilir. Babası da artık adı çıktı evlenemez diye okumasına izin verir. Babaları ölür ve İlhan artık turan işlerini bırakıp hem öğrenciliği hem babasının ticaretini devam ettirir. Aysel Aydın'la aynı sınıfta üniversite okur ve okumaya Fransa'ya da gider. Orada Allen isimli bir yabancıdan hoşlanır. Bu kısımda Ankara'ya döndüğünde Gençlik Parkı'nda Aydın'la öpüştüğü ancak bunun hissiz bir sekans olduğu öğrenilir. Otelde yine Aydın'ı arar, Aydın onunla yatmak istediğini ve bunu hep düşündüğünü söyler. İntihardan vazgeçer ve çocuğu doğurmaya karar verir.