Masal tadında bir eserdi ve verdiği tarih bilgileri kontrol ettiğimde çoğunun gerçek bilgi veya gerçeğe dayandırılmış güzel bir kurgu olduğunu gördüm bu da benim tarihî kurgu okurken en sevdiğim özelliklerden biridir yalnız yarısından sonra kitaba hacim yapsın diye konudan bağımsız küçük anektotlar eklenmiş ve bence eserin ahengini bozmuştur. Yani naçizane kitap normalde yarı hacminde olsa tam ayar olurdu diye düşünüyorum.
Mimar Sinan'ın mizaçları birbirinden farklı Nikola Davut , Dilsiz Yusuf ve Hintli filbaz Cihan isimli dört çırağı vardır. Bunlar birbirlerine haset etmesinler diye çalışmalarını birbirlerine göstermeleri ustaları tarafından yasaklanmıştır. İçlerinden Cihan bir gün dört erkek cesedi bulur. Çırak Cihan, sarayda gece duyduğu sesler üzerine girdiği bir odada öldürülmüş genç erkek cesetleri bulur ve bir duvar halısının arkasına saklanarak faillerden korunur ancak orada mahsur kalır. Bir gece bir ulak gelir ve koca Sinanı saraya çağırdıklarını söyler. Gittiği yerde aynı cesetlerle karşılaşan Sinan, içgüdüsel olarak kaldırdığı duvar halısının altında Cihan'ı bulur. Biraz sonra da Sultan Üçüncü Murat gelir. Babası Sarı Selim haremde ayağı kayarak ölmüştür. Bu cesetler de onun saltanatın bekâsı için öldürdüğü kardeşleridir. Sinan'dan daha önce babası için bir türbe yaptırmasını istemiştir ve şimdi de tüm bu cesetlerin de aynı yere gömüleceği bir türbe emri verir. Kaderin cilvesidir ki kendinin 19 oğlu da yine saltanat bekası uğruna yay kirişiyle boğdurulup aynı türbeye defnedileceklerdir.
Cihanın amcası üvey babasıdır. Annesini hamileyken dövüp hastalanıp ölmesine neden olur. Sıra Cihan'dadır ve 12 yaşındaki Cihan canını kurtarıp Çota isimli beyaz bir fille gemiyle İstanbul'a gelir. Aslında filin bakıcısı başka biridir ancak onu İstanbul'a getiren kaptan yolda çocuğu imha eder ve Cihan'ı onun yerine koyar. Sarayda altının bol olduğunu, küçük küçük hırsızlıklar yapıp kendine getirmesini söyler.
Cihan fili gerçekten sever ve benimser. Fili gönderen Hindistan Şahı iktidarını kaybetmiştir ve Osmanlı'da tahtta Kanunî Sultan Süleyman vardır. Çota sarayın ahırına alınır ve ihtiyar baytar Sibiryalı Taras onunla ilgilenir. Sarayda böyle egzotik oldukça fazla hayvan ve bunların bakıcıları da yaşamaktır. Yatakhanede koynuna ayı terbiyecisi girer ve taciz eder ancak Cihan onu ısırıp bağırarak kendini kurtarır.
Birgün kendisini bir kızın fili merak ettiği için izlediğini fark eder ve görmezden gelir ve bu günlerce tekrarlanır ancak bir gün bir eşek arısı yüzünden yüzyüze gelirler. Bu Mihrimah Sultan'dır ve tanışırlar, burada Cihan adını söyler ve annesinin kendine doğduğunda Eflatun olan gözlerinin renginden dolayı Sümbül oğlum dediğini ekler. Sultan daha sonraları da beyaz file uğrar, ona atıştırmalıklar getirir. Bu arada Cihan ufak tefek hırsızlıklar yapıp biriktirmeye de devam etmektedir.
Bir gün Sultan biraz da kendinden bahsetmesini ister. Cihan resim ve farklı nesneleri birleştirip bir yapı yapmakta maharetli bir çocuktur. Amcası sevilmez bir adamdır, savaş fili yetiştirmektedir. Bunlardan biri olan hamile Pakize'yi Cihan çok sevmektedir. Hamile olan Pakize bir türlü doğurmamaktadır. Filden anlayan yaşlı bir adam Cihan'a bu filin farklı bir fil olduğunu, eğer Cihan onu annesinin karnı üzerinden sever, güzel sözler söyler ve doğmaya teşvik ederse doğacağını ve kendisini asla yalnız bırakmayacağını söyler. Fil böylelikle doğar. Erkektir ancak normal bir fiilin yarısı büyüklüğünde ve pirinç lapası kadar beyaz bir yavrudur. Cihan boyu yetişmediği için midesi kalksa da Pakizeyi emip bir bir tencereye tükürerek üç haftada filin annesini emebilecek uzunluğa gelmesini sağlar ve aralarında özel bir ilişki ortaya çıkar. Hint Şahı Kanuni'ye benzeri görülmemiş bir hediye vermek ister ve Çota bu uğurda seçilir. Normalde Cihan hayvanla gitmeyecektir ancak kendisi olmasa çotanın oraya kadar dayanamayacağını anlar ve bir baharat kutusunda kaçak olarak gemiye sızar. Denizcilerde çokça batıl inanç vardır, bir gün fırtına çıkar ve geminin dümeni kırılır, bunu beyaz file bağlarlar ve kaptan fili denize atmaya karar verir. Yine de bir şans olarak cihanı bir filikaya bindirirler ve gerçekten hayvanı suya atarlar. Bir adada kıyıya vurur başka bir gemiye geçerler.
Bir gün Hürrem Sultan da fili görür ve Cihana bu filin meziyeti nedir diye sorar, Cihan savaş fili deyince o da o zaman cenge gitsin der ve Boğdan seferine giderler. Bir akarsuyu bir türlü geçemezler ve çözüm aramaktadırlar. Mimar Sinan burada köprü yapmakla görevlendirilir. İç oğlanların yanına sızan cihan ona ulaşır ve yapacağı işte filin kendine yardım edebileceğini söyler. Asıl amacı ise vezir vs.ye yakın durup bir şeyler çalabilmektir. Sinan kabul eder ve o da ekibin içine dahil olur. Nihayet savaş olur ve çota içgüdüsel bir şekilde düşman saflarına saldırır ve cihanın komutlarına kulak asmadan imhaya başlar. Savaş kazanılır ve Cihan mimar sinanla daha yakından tanışır. Savaş dönüşü halk askeri karşılar ve Çota'yla Cihan'a büyük ilgi gösterir. İkisine de sarayda imtiyaz sağlanır ancak bu esnada ona hırsızlık emri veren adamdan bir tehdit mektubu gelir.
Hürrem Sultan yine gelir ve oğullarının sünnet düğününde filin halkı eğlendirmesini ister, filin böyle bir yeteneği yoktur ancak tabi ki bu Sultan için bir özür değildir. Mihrimah Sultan her gün fili kontrol bahanesiyle gelir ve ikisi de birbirinden hoşlanmaya başlamıştır. İstanbul'da veba yayılır ve insanlar toplu buluşmalardan kaçınmaya başlar, dualar ederler. Farklı dinlerden insanlar bunun için sürekli birbirlerini suçlar ve şiddet tırmanır. Allah'ın gazabından geldiğine öyle inanılır ki Kanunî şarabı yasaklar. Kendinin yerindeki adamın da ölmesiyle Sinan baş mimar olur. Düğünde halk Çota'yı sinirlendirmek için eline geleni atar ve hayvanı çığırından çıkarır ve fil bilinçsiz bir şekilde sağa sola koşar aslında amacı vezirin yakınındaki fıstıkları yemektir ancak bir asker onu oklarken cihan onu önüne atlar ve oku kendi yer. İnsanlar bunu bir show sanıp alkışlar. Oku ameliyatla çıkarırlar, ziyaretine Mimar Sinan gelir ve yetenekli çocuğu ekibine Katar, hendese öğrensin diye onu iç oğlanlarının mektebine aldırır.
Kaptan Gareth çaldıklarını almak için yanına gelir. Çaldıklarını beğenmediği için onu öldürecektir ancak onun baş mimarla çalıştığını öğrenince daha fazla almak için vazgeçer. Bir salgın daha baş verir ve Hürremin 22 yaşındaki oğlu şehzade Mehmet bile ölür. Kanunî kederinden bir meşgale olsun diye Cihan'ı yanına çağırır ve ondan fili hazırlamasını, ölen şehzade için bir cami inşa edileceğini söyler, böylece Cihan inşaata katılır. Sonra Sultan Süleyman bir tane de kendine yaptırmaya başlar, Cihan da mimarlıkta önemli diye İtalyanca öğrenmeye başlar. Caminin inşaatı bitmek bilmez ve Kanunî Sinana iki ay mühlet verir. Cihan hırsızlık yapmaya devam eder, en son bir paşadan mücevher bir tesbih aşırır.
Mihrimah'ı Rüstem Paşa'ya verirler ve çaresiz kalan Cihan acısını unutmak için Sinan'ın isteği üzerine Roma'ya katedral incelemeye gider. Mihrimah için cami yapılmaya başlanır ve en çok Cihan çalışır ve bu diğer çırakları rahatsız eder ancak hem teorik bilgide hem Sinan'ın gözünde yükselir. Yapılacak bir çeşme projesi için Rüstem Paşa Sinan'a karşı çıkar ancak Cihan bir avda sultanı yakalar ve ona projesini açıklar. Buna sinirlenen Rüstem Paşa onu zindana atar. Zindanda daha önceden filinin hastalığı için yardım aldığı Romen Balaban da kalmakta ve oranın kralı gibi takılmaktadır. Cihan'a orada sahip çıkar. Derken bir anda affedilip serbest bırakılır. Onu Mihrimah Sultan kurtarmıştır. Kanuni su işi için tekrar görüşmek istemektedir ve Rüstem Paşa da cihanın elini öpüp kendinden özür dilemesini istemektedir ve bunu yapar.
Kanuni zigetvara çotanın üzerinde gider ve orada ölür. Cihana Şeyhülislam'ın fetvaları elinde gömülmeyi vasiyet eder. Kalbini kendi vasiyeti üzerine söküp oraya gömerler. Sultanın cesedini yaşıyor süsü vererek Sarı Selim'in tahta yetiştiği haberini alana kadar taşırlar. Selim babasının aksine zevk sefa düşkünü ve alkoliktir. Egzotik hayvanlara da meraklıdır ve saraya yeni bir filbaz ve fil getirir ancak hem filbazın pasaklı olması hem de ilginin kendinden kayması sebebiyle Cihan ona ufak bir komplo kurar ve ayağını kaydırır.
Kıbrıs fethedilir, etrafı gecekonduyla dolan Ayasofya ıslah edilir. İnebahtı Deniz savaşı kaybedilir ve donanmanın neredeyse tamamı imha olur. Sultan Selim kendi adına yapılacak ihtişamlı camiyi İstanbul'a değil doğduğu yer olan Edirne'ye yaptırır ancak sürekli üzgündür ve çok içmektedir ve başını çarparak ölür. Tahta geçen oğlu Murat aynı gün beş erkek kardeşini boğdurur, işte cihanın girişte gördüğü cesetler bunlardır. Cihan, Yusuf isimli dilsiz kalfanın aslında dilsiz olmadığını fark eder. Bu bir kadındır ve çalışabilmek için kendini Sinan'ın da bilgisi dahilinde gizlemiştir. Bir rasathane yapılması kararı alınır ancak yobazlar karşı çıkar. O sırada bu işlerle de uğraşan müneccimbaşı yaklaşmakta olan bir kuyruklu yıldızı astrolojik açıdan olumlu yorumlar ancak birçok olumsuz olay yaşanır ve padişah rasathanenin yıkılmasına karar verir.
Mihrimah Sultan, Mimar Sinan ve Sokullu vefat eder ve Sinan'ın halefi davut olur. Çota da gittikçe yaşlanıp diş ve tırnaklarını kaybetmeye başlar ve sonunda ölür. Babüssade ağası üzgün olan Cihan'ı biraz teselli olsun diye bir eğlence evine götürür ve Mihrimaha benzeyen bir kadınla birlikte olmasını sağlamaya çalışır ancak kadın "Bana Mihrimah de" deyince Cihan irkilir ve onu iter, başını çarpan kadın ölür ve ağanın gözdesi olan kadın yüzünden göreceği gazaptan Davut'un evine sığınır sonra da Edirne'de bir meyve bahçesine doğru yola çıkar. Sinan'la birlikte yaptıkları her işte çeşitli pürüzler ve ölümlü vakalar meydana gelmiştir. Bu evdeki bahçeye girip kütüphaneyi incelediğinde buraların planlarını ve olayların meydana geldiği yerlerin işaretlerini bulur ve Davut yanında iki tane zebellahla içeri girer. Cihan, Sinan ve diğer kalfaların başına gelen tüm kötülükleri Davut organize etmiştir. Sebebiyse davutun köyüne vergiyi yetiştiremedikleri için eziyet etmiş olmalarıdır. Bu itiraftan sonra onu darp ederler ve kendini bir arabada bağlı halde bulur. Onu bir kulübede sıkıca bağlı halde ölüme terk ederler. Birileri onlar Cihan'ı buraya getirirken görmüş ve bunu bir çeşit hazine sanıp günler sonra almaya gelmişlerdir. Bunlar Cihan'ın zindanda arkadaş olduğu Balaban ve adamlarıdır. Onu kurtarır tedavi ederler. Burada daha önce onların filiyle çiftleştirdiği Çota'nın bir yavrusunun olduğunu öğrenir. Daha sonra Mihrimah'ın dadısıyla yolları kesişir ve aslında inşaatları Mihrimahın kardeşlerini öldürdüğü ve kendini Rüstem'le evlendirdiği için babasına olan garezi yüzünden Davut'u maşa olarak kullanıp bizzat yavaşlattığını öğrenir. Amacı zarar vermek değil, Kanuni'nin egosunu törpülemektir. Bu kadar iş çevirdikten sonra da normalde baş kalfa Cihan seçilmişken Davut dadıyı tehdit ederek eğer baş kalfa olmasına yardım etmezse yedikleri tüm naneleri açık edeceğini söyler, böylece Cihan hakkından olur. Dadı ölür ve ölürken Cihan'a istemediği kadar uzun yaşaması yönünde beddua eder. Cihan İstanbul'a nasıl geldiyse öyle gitmek ister ve Davut'un adamları her yeri aramasına rağmen gemiyle gitmek için havanın düzelmesini bekler. İtalyan bir ressam kılığına girerek gemiye biner ve kaçar, cadının dediği gibi çok uzun yaşar. Oradan Portekize ve sonra Hindistan'a gider ve Taj Mahâl'in yapımına denk gelir ve kendini tanıtıp inşaatta görev alır. Eşi vefat etmiş hamile bir kadınla evlenir ve çocuk doğar, adını Sinan koyar.