Bana göre bir edebi eser değildi, hikaye de ilgi çekici değildi. Ağaçlar isimli eseri de bana aynı "boş muhabbet" hissini yaşatmıştı. Ancak cümleler, metaforlar ve vecize tadında pasajlara sahiptir. Vermek istediği mesaj da hiç benlik değil ama bununla beraber kendi alanında oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. Yazar Nobel ödüllüdür ve başyapıtı bu eser kabul edilir.
Sidharta bir Brahmanın oğludur ve din adamı olmak için yolculuğa çıkmaya karar verir. Sevdiği bir dostuyla yola çıkar ve bir süre sonra ondan da ayrılır. Daha sonra Kamala isimli bir kadına aşık olur ve onunla olabilmek için yerleşir ve zenginleşir. Yıllar sonra bunun da manen kâr etmediğini anlayıp yola devam eder, bu sırada Kamala hamiledir ve çocuğun adını Sidharta koyar. Vasudeva isimli ermiş bir kayıkçıyla bir ırmaktan insanları karşıya geçirme işi yapmaya başlar. Ama bu işi maneviyat arayışı doğrultusunda ve yine manevi bir hisle yapar. Bir süre sonra kendi de yola girmiş olan Kamala, oğluyla beraber Sidharta'yı bulur ancak yolda onu yılan sokmuştur ve ölür. Artık oğlu Sidharta'yla yaşayacaktır ancak oğlan dik başlı kural tanımaz ve sevgisiz bir çocuktur ve Sidharta'yı yormaktadır. Vasudeva ona çocuğu azad etmesini tavsiye etse de onu dinlemez. Ne kadar iyi davranırsa davransın çocuk sonunda sayıp sövüp kaçar. Vasudeva peşinden gitmemesini tavsiye etse de dinlemez ancak uzun bir süre onu aradıktan sonra geri döner. Sonunda yola ilk çıktığı Govinda isimli arkadaşıyla karşılaşır. Govinda karşılaştığı en ermiş insanın o olduğunu söyler, bunun üzerine Sidharta da ondan kendini alnından öpmesini söyler. Bu esnada Sidharta'yı onlarca farklı silüette görür ve bence güya sidharta Nirvana'ya ulaşır.