Puan vermedi·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Mayıs 2026 22:40 Mustafa Kutlu okumak, gürültülü bir caddeden sapıp sessiz, ıhlamur kokulu bir çıkmaz sokağa girmek gibidir.
Menekşeli Mektup’u elime aldığımda, modern dünyanın hızıyla aşınmış ruhumun bir köşesinin sızladığını hissettim. Kutlu, bu eserinde bizi yine o meşhur orta halli, mahcup ve gönlü zengin insanların arasına bırakıyor. Ama bu sefer mektupların içine saklanmış bir hüzün var.
Kitap, adını taşıyan o meşhur hikaye ile bizi karşılarken, aslında bir devrin kapanışına şahitlik ettiriyor. Kutlu’nun hikayelerinde hep bir gitmek ya da kalamamak sancısı vardır.
Menekşeli Mektup’ta aşk, bugünkü gibi tüketilen bir nesne değil; sabırla beklenen, üzerine titrenen ve çoğu zaman bir mektup kağıdına sığdırılamayacak kadar büyük olan bir haldir.
Yazar, şehirleşmenin ve paranın, o eski samimi mahalle kültürünü nasıl kemirdiğini anlatırken aslında bizim içimizdeki o saf çocuğu da sorgulatıyor. Hikayelerdeki karakterler sanki bize şunu fısıldıyor: Biz ne ara bu kadar uzağa düştük kendimizden?
Kitabın içinde öyle cümleler var ki, altını çizmek yetmiyor; insanın kalbine kazınıyor. İşte beni en derinden sarsan o satırlardan bazıları:
Gönül bu; ne dert dinler, ne ferman.
Bu basit cümle, Kutlu külliyatının özeti gibidir. Akıl her ne kadar mantıklı olanı söylese de, hikaye kahramanlarının o hüzünlü sonlara bile isteye gidişleri hep bu gönül meselesindendir.
Herkesin bir menekşeli mektubu vardır elbet, ya yazamadığı ya da cevabını alamadığı...
Bu satırı okurken insanın boğazına bir düğüm oturuyor. Kitap boyunca hissettiğim o eksik kalmışlık duygusu tam olarak burada vücut buluyor. Hepimizin hayatında bir yerlerde, bir çekmecenin en dibinde ya da zihnimizin tozlu raflarında gönderilmemiş bir mektup yok mu zaten?
Menekşeli Mektup’u bitirdiğimde pencereden dışarı bakıp uzun uzun sustum. Kutlu’nun dili o kadar yalın, o kadar bizden ki; hikaye bittiğinde sanki çok yakın bir dostumu ebediyete uğurlamışım gibi bir boşluk hissettim.
Bu kitap; kaybedilen değerlerin, mektup zarflarına sığdırılan hayallerin ve teknolojinin soğukluğunda üşüyen kalplerin hikayesidir. Eğer siz de artık kimse kimseyi böyle sevmiyor ya da dünya çok gürültülü bir yer oldu diye düşünüyorsanız, bu menekşe kokulu sayfalar size hem bir sığınak hem de kederli bir ayna olacaktır.
Sonuç olarak; Menekşeli Mektup, hüzne aşina ruhların başucunda durması gereken, okunduktan sonra insanda bir çay koyup uzaklara bakma isteği uyandıran bir şaheser.
Okuduğunuz her satırın ruhunuzda bir iz bırakması dileğiyle.