·140 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Mayıs 2026 09:35 Türk şiirinde benzersiz bir yere sahip olan bir iç dünya atlası !!! Bu kitapta Nilgün, gündelik hayatı anlatmaktan çok bilinçaltının, yalnızlığın, ölüm düşüncesinin, yabancılaşmanın ve özgürlük arayışının izlerini sürüyor. ilk okumamda kapalı ve zordu ama dikkatimi vererek okuduğum zaman yoğun bir duygu ve düşünce evreni sundu bana ( o yüzden bu kadar uzun sürdü :))
Kitaptaki şiirlerin büyük bölümünde bireyin dünyayla kurduğu sorunlu ilişki öne çıkıyor. Nilgün kendisini çoğu zaman toplumdan, insanlardan ve hatta kendi bedeninden uzaklaştırmış. Bu nedenle şiirlerde sık sık kuyu, tünel, duvar, mağara, çöl, ada ve bahçe gibi mekânsal imgeler var. Bunlar yalnızca fiziksel yerler değil, aynı zamanda ruhsal durumların sembolü.
Kitabın en belirgin temalarından biri ölüm. Ancak Nilgün Marmara’nın şiirlerinde ölüm yalnızca biyolojik bir son değil. Ölüm çoğu zaman yaşamın içinde dolaşan bir gölge, bir bilinç hâli veya insanın kendisiyle yaptığı hesaplaşmanın adı. Bu yüzden şiirlerde ölüm korkusundan çok ölümle konuşma ve onu anlamlandırma çabası hissettim.
Aşk da kitapta önemli bir yer tutuyor. Ancak bu aşk romantik bir mutluluk biçiminde sunulmuyor. Daha çok eksiklik, ulaşamama, kırılganlık ve kayıp duygularıyla iç içe. Nilgünün aşk anlayışı, insanın başka bir insanda kendini tamamlama arzusuyla ilişkili; fakat bu tamamlama hiçbir zaman bütünüyle gerçekleşmiyor.
Kitap boyunca dikkatimi çeken bir diğer unsur da mitolojik ve kültürel göndermeler. Tantalus, Nemesis, Thérèse, Rembetiko gibi farklı kültürlerden gelen isimler ve kavramlar (hepsini tek tek araştırdım) şiirlerine evrensel bir boyut kazandırdığına inanıyorum. Nilgün Marmara bireysel acıyı anlatırken onu daha geniş bir insanlık deneyiminin parçası hâline getiriyor.
Dili oldukça özgün. Geleneksel anlatım yerine çağrışımlara dayalı bir yapı kuruyor. Bu nedenle şiirlerde mantıksal bir olay örgüsü aramak çoğu zaman yanıltıcı oluyor. İmgeler birbirine eklenir, dağılır ve yeniden birleşir. Bazen bir dize bir rüyayı, bazen bir anıyı, bazen de bilinçaltındaki bir korkuyu temsil ediyor. Bu yönüyle Nilgün Marmara’nın şiirleri, açıklanmaktan çok hissedilmeyi bekliyor.
Kitaptaki başlıklara bakıldığında bile tekrar eden bazı temalar görülür: “Yıkım”, “Geçmiş Yükü”, “Yabancı”, “Dönüşsüz Yara”, “Küçük Ağaç”, “Korunak”, “Durum”, “Nostalghia” ve “Hiçlik” gibi başlıklar dünyaya karşı duyduğu kırılganlığı ve varoluşsal sorgulamalarını yansıtıyor. Buna karşılık “Manolya”, “Mavi Gül Tadı”, “Ada”, “Pembe Sevgili” gibi başlıklar ise güzelliğin, umudun ve yaşam arzusunun tamamen kaybolmadığını gösteriyor.
Nilgün Marmara’nın şiirlerinde sürekli bir ikilik bulunuyor : yaşamak ve ölmek, gitmek ve kalmak, yükselmek ve düşmek, umut etmek ve vazgeçmek. Bu gerilim kitabın neredeyse bütün şiirlerinde hissediliyor. Belki de bu yüzden şiirler yıllar geçmesine rağmen güncelliğini koruyor. Çünkü anlattığı şey belirli bir dönemin sorunlarından çok insanın içsel yalnızlığı.
Sonuç olarak Daktiloya Çekilmiş Şiirler, kolay tüketilen bir şiir kitabı değil arkadaşlar. Sizlerden sabır, dikkat ve tekrar tekrar okuma isteği talep eder. Ancak bu emeğin karşılığında Türk şiirinin en özgün seslerinden biriyle karşılaşılırsınız.Nilgün Marmara, kendi iç karanlığını şiire dönüştürerek yalnızca kişisel bir hikâye anlatmıyor; modern insanın yalnızlığını, kırılganlığını ve anlam arayışını da görünür kılıyor.
Benim puanım: 10
* İmge dünyası son derece özgün.
* Türk şiirinde kolayca taklit edilemeyecek bir ses.
* Her okumada yeni anlamlar.
* Mitoloji, felsefe ve kişisel deneyimlerin şiirlerin de doğal biçimde birleşmesi.
*Ve duygusal yoğunluğu.
Tek eleştirim şiirlerin zaman zaman aşırı kapalı olması ; fakat bu durum bile kitabın karakterinin bir parçası inanın bana.
Daha önce söylemiş miydim ??
Nilgün Marmara’nın şiirleri anlaşılmaktan çok keşfedilmeyi bekliyor.