·400 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Mayıs 2026 14:04 Kalemini çok sevdiğim sevgili yazarımız Rita Hunter’ın Bahar Kokusu kitabını tekrar okudum bu ay. Türü sevenlerin bu yazarımızın kitaplarını muhakkak okumasını tavsiye ediyorum bu vesileyle de.
Gelelim kitabımıza...
19. yy. İngiltere’sinde geçiyordu olaylar. York şehrinde yaşayan mütevazi Dunnington Vikontu William Potter ve Leydi Catherine Potter’ın güzel kızı Allison Potter, Ashwick Kontu Oswald Welfare ile nişanlıydı. Yakın zamanda evleneceklerdi. Eğer, kontun evinde verilen bir balo sonrası yaşananlar olmasaydı tabii. O gece çıkan yangın ve sonrasında meydana gelen bir araba kazası ile Leydi Allison Potter ölmüş, yaşadığı pek çok zorlu ve maceralı günden sonra, Londra’daki Umut Evi’ni yönetecek olan Bayan Allison Taylor doğmuştu. Umut Evi, çoğu eski hayat kadınları olmak üzere, oraya sığınan, istismara uğrayan, kimsesi olmayan kadın ve çocuklara hizmet veren bir evdi. Zengin soyluların yardımıyla ayakta duruyordu burası. Allison’un çabalarıyla, oradaki çocuk ve kadınlar, başta okuma yazma öğrenmek olmak üzere, seçkin muhitlerde iş bulmalarına yarayacak, olabildiğince düzgün davranışlar ve beceriler edinebilecekleri şekilde eğitiliyorlardı. Toplumun belli bir kesimine göre makbul kabul edilmeseler de, kendi içlerinde bir düzenleri ve sadece onların anlamlandırabildiğı sıkı bağları vardı Umut Evi sakinlerinin. Orada kalan.pek çok kadın gibi eski bir hayat kadını olduğu düşünülen Alison da, girdiği ortamlarda mevkiine uygun görülen muameleye maruz kalıyordu her fırsatta.
Bu zor şartlarda, dikkat cekmeden hayatta kalmak için mücadele eden Alison’u en çok tedirgin eden kişiyse, yıllar önce bir kez karşılaştığı, Wakefield Markisi Tristan Romeo Talbot’tu. İri cüssesi, buz mavisi gözleri ve insanı yaz sıcağında içten içe dondurabilecek kadar sert ve keskin bakışlarıyla, ahlaki yönden standardın altında kalanlara karşı acımasızlığını gösteren tavırlarıyla tanımıştı tanıştıkları o ilk gece adamı. İki yıl sonra tekrar karşılaşmaları yine nahoş bir şekilde olmuştu ne yazık ki. Alison’u asıl korkutansa, bu karşılaşmayı izleyen diğer tesadüfler dizisi olmuştu. Çünkü, bu tesadüfler, ikisi için de engelleyemedikleri farklı duygular hissetmelerine neden oluyordu. Alison için bu çifte tehlike demekti. Hem kalbi, hem de sırrı tehlikedeydi. Tristan ise, hor gördüğü bir yaşam sürdüren, sıradan görünüşlü bir kadına karşı hissettiklerini kabullenmek istemiyordu. Ama kaderin insanların beklentilerine uyduğu nerede görülmüştü ki? Alison ve Tristan’un bundan sonra yaşayacagı olaylar da, hayal etmedikleri bir istikamete sürükleyecekti hayatlarını. Böylece, tesadüfler, skandallar, aşk ve tutku çizecekti yollarını.
Sonunu begensem de, başlardaki aksiyon dozu yüksek bölümlerini okumayı daha çok sevdim kitabın. Alison’un mücadelesi, Skittle’ın sevgisi ve korumacılığı, Tristan’ın zekası ve sahiplenici tavırları ile tabii ki kitabın tek gerçek erkeği Oscar’ı okumak hoşuma gitti. Yine akıcı bir kitap yazmıştı yazarımız sağolsun. Bu nedenle de, yazarın dilini, anlatımını ve konusunu da beğendiğim bu kitabı, historical seven 18 yaş üstü okurlara tavsiye ediyor, keyifli okumalar diliyorum.
Kitaplarla kalın.
(alıntı)
“... şeytan, masumiyete hayrandı. Kirlettiğinden emin olmak ve siyah kanının beyaz kanatlarda bıraktığı izi görmekten haz aldığı için...”
“Sen unuttuğun zaman hiç kimse hatırlamayacaktır.”