Satırlardan yükselen o devasa hasret duygusu, okuyucunun göğsüne ağır bir taş gibi otururken, şairin siyasi baskılar ve yoksulluk içindeki yalnızlığı Leylâ’ya olan tutkusuyla amansız bir savaşa girişir. Mektupları okurken, bir insanın başka bir insanı hücrelerine kadar nasıl kutsayabildiğine şahit olur, gururun tamamen yıkıldığı o en kırılgan ve savunmasız hali içinizde hissedersiniz. Şairin çektiği acı öyle derindir ki, her sayfada adeta hıçkırıklarla dolu tekinsiz bir geceyi yaşarsınız. Eser, sadece romantik bir bağlılığı değil; dostluğu, sığınmayı ve hayata tutunma arzusunu da aynı sıcaklıkla hissettirir.