Puan vermedi·232 syf.····Okunma: 14 Haziran 2018 14:09 Taa Karlofça’dan başlatabileceğimiz bocalama evresine girilen o dönemde, geri kalmışlığın bariz bir şekilde kendini hissettirdiğini görüyoruz. Bunun bir sonucu olarak da yeni koşullara uyum sağlama endişesi, süreci içerisinde; Tanzimat ile belirli bir merhaleye ulaşılmış.
Tanzimat’ın deklare edilişinde dış dinamiklerin-Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı izafetinde gelişen olaylar silsilesi- onun ivediliğini belirlemiş olması bir yana, iç dinamiklerine bakacak olursak esasen ana nedeni bunların oluşturduğunu düşünmek daha selametli olur.
Sen ki içerinde rüşvetin cirit attığı, halkın can, mal ve ırzını korumaktan aciz, ordusunun hayati bir önem arz eden birliğinden yoksun kalmış, çağdaşlarından geri kalmış bir vaziyettesin vergini dahi doğru dürüst toplayamıyorsun bu dakikada batının bariz teknik, siyasi üstünlüğünün farkındasın onu model almaktan başka bir çıkar yolun yok, devletin bekası adına.
Bu açıdan Tanzimat’ın reformist bir yozlaşma olduğunu düşünenler olmakla birlikte o dönemdeki tanzimler çerçevesinde kurulan birçok müessesenin gerekliliği ve günümüzde de aynen devam ettiği düşünüldüğünde radikal modernleşme yolunda Cumhuriyetin dolayısıyla modern Türkiye'nin bunun devamı olduğunu saptamak da mümkünken, Osmanlı’nın dışarıda denge politikası izlediği tek başına ateş olsa anca cirmi kadar yer yakacağı bu dönemde toplumsal bir tabana dayandırılmamış bu düzenlemelerin ilerisi için yaratacağı ikilikler müphem bir çelişkiydi. Sonuçta, düşün ancak uykudan sonra geldiği bilinir.
Batılılaşma Türk romanının ana sorunsalını oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda onun işlevini, kuruluşunu ve tiplerini de önemli ölçüde belirlemiş.
İşte Kiralık Konak ,
Tanzimat-ı Hayriye'den sonraki süreçten 1950'lere kadar Türk romanında özellikle egemen olmuş olan bu batılılaşma sorunsalını işlemiş romanlarımızdan...
Kuşaklar arasındaki kopukluğu, iki kültürün çarpışmasından doğan bocalamayı tek bir çatı altında gözlemlememizi istemiş gibi Yakup Kadri bu eserinde. Hakimane bakış açısıyla anlatmaya çalıştığı eserinde ruh tahlillerine de yer vermeye çalışmış. Yani bir davranış var ama bu davranışı yapmasındaki itici güç ne? ondan da bahsetmeye çalışmış.
Gerçekleşen değişimlerin onların nezdinde acayipliğine ses çıkaramaz anlam veremez olan Naim Efendiler. “Dünyanın ölümlü, günün akşamlı” olduğunun, hiçbir durumun sürekli olmadığının göstergesidirler adeta. Naim Efendi Tanzimat-ı Hayriye’nin en büyük eseri, istanbulinli, İstanbul Efendisidir. Yüksek rütbeli devlet adamlarının tesis ettikleri Osmanlı kibarlığının kundağı olan bu dönemin meyvesidir. Taassubluğu kendi odasını aşmayan, geçmiş bir dönemin daüssılasını çarpıntılarında hisseden melankolik bir adamdır. Müşfik, huysuzluk derecesine varmayacak derecede titiz, pek içli, pek nazik bir adamdır. Kederlendiği zaman kimse farkına varmaz.
Damadı Servet Bey, Galatasaray Sultanisinde ( karma eğitimin yapıldığı bir eğitim camiası) okumuş, alafrangalığı ile lüzumsuzluğuna redingot giydirmeye çabalamış bir adamcağız. Mizacındaki bezirganlığı kızına da bulaşmış olacak ki Seniha’da bir asalak gibi zengin Avrupai adamlarla dost ilişkisi kurarak hayatını idame ettirmeye çalışan, tek hayali Avrupa’ya gitmek olan sadece süslü ve güzel olan başka hiçbir vasfı olmayan yazarın “asır sonu kızı” dediği tip..
Bu “asır sonu” tip her türlü kayıttan azade, geleceğin getirdiği değişimlere amadedir. Son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzer. İpekböceği gibi devamlı bir başkalaşma içindedir. Maymun iştahlı olan Seniha’yı hakimane bakış açısıyla bize çözümlemeye çalışan yazar dahi onunla baş edememiştir. Geçim sıkıntısı (müzayaka) onun katiyen kabul edemeyeceği bir şeydir. Bencildir.
Hakkı Celis, ilk aşkı “çorak yerlere akıp gitmiş!” hassas bir çocuk. Çocuk diyorum lakin kulağına gitmesin bu söylediğim haddizatında o büyük bir adam gibi sevmekte, Seniha’yı. Başlarda bu muhabbet yolunda ölmeyi, içindeki zulmeti uzun ve ateşin bir şiir halinde onun önüne dökerek ölmeyi yeğleyen çocuk, zamanla değişmiş aynı sevgiyi vatanı uğruna beslemeye başlamıştır. Kendini bir noktadan sonra ölüm adamı olarak görür, vatanı için. Eski bencil şairliğinden dolayı kendine kızar.
Romanın kurgusu içinde Hakkı Celis , yazarın doğru bulduğu düşüncelerinin temsilcisidir. Devletin ahirliğinde olması istenilen nitelikte kişi o ‘dur. Batıyı bilen okuyan ve yine vatanı için savaşan… Onun için ölmeyi göze alan.
Dikkatli ve o dönemler hakkında bilgi birikimine sahip birisi için dönemin iktisadi, sosyolojik, psikolojik birçok özelliğinin yansıtıldığı, ibret alınacak ders çıkarılacak bir eser.
Yazarın hassasiyetine sağlık...