Ben bu kitabı okuduğumda, aslında Raskolnikov’un baltayı indirdiği an asıl cinayeti kendi ruhuna karşı işlediğini çok net gördüm. Dostoyevski bana katilin dışarıdaki polisten değil, kendi içindeki vicdan mahkemesinden kaçamayacağını muazzam bir psikolojik gerilimle hissettirdi. Kitap boyunca karakterlerin her birinin kendi doğrusunu savunmasını, insan ruhunun ne kadar çok sesli ve karmaşık bir yapısı olduğuna yordum. Bence yazar, Raskolnikov'un çektiği o amansız azap üzerinden, insanın ne kadar dibe vurursa vursun ahlaki bir arınmayla yeniden doğabileceğini kanıtlamak istemiş. Nihayetinde bu eser benim için kuru bir polisiye değil, vicdanın ve kefaretin sınırlarını zorlayan muazzam bir içsel yüzleşme metnidir.