Ben Jean Valjean’ın hikayesini okurken, 19. yüzyıl Fransa’sının o soğuk ve adaletsiz sokaklarında toplumun ezdiği insanlarla birlikte yürüdüm. Victor Hugo’nun, kanunların kör katılığı ile evrensel merhametin gücünü karşı karşıya getirişini büyük bir hayranlıkla izledim. Benim gözümde müfettiş Javert sistemin acımasız dişlilerini, Valjean ise o dişliler arasında insan kalmayı başaran saf vicdanı temsil ediyordu. Yoksulluğun insanı nasıl suça sürüklediğini okurken, yazarın dönemin toplumsal düzenine ne kadar öfkeli olduğunu her satırda hissettim. Bu koca romanı bitirdiğimde bence Hugo bize, dünyayı değiştirecek asıl gücün cezalandırmak değil, bir insana gösterilen karşılıksız sevgi olduğunu anlatıyordu.