Puan vermedi·96 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Haziran 2026 02:46 Benim Hüzünlü Orospularım, bittiğinde içimde çok garip, iki uçlu bir his bıraktı: Bir yanda Márquez’in o yaşlılık ve yalnızlık duygusunu içime işleyen o duru, büyüleyici anlatımı; diğer yanda ise 90 yaşındaki bir adamın gencecik, neredeyse çocuk yaştaki uyuyan bir kıza beslediği o saplantılı ve ahlaki sınırları zorlayan "aşkı." Kitabı okurken o adamın geçmişiyle yüzleşmesini, hayatı boyunca sevmeyi hiç beceremediğini fark edip ilk kez o odada duygusal olarak uyanmasını çok dokunaklı buldum; fakat kızın rızası olmadan, o uyurken kafasında yarattığı bu platonik aşk illüzyonu beni etik olarak sürekli rahatsız etti ve araya hep bir mesafe koydu. Yazarın o devasa başyapıtlarındaki o derin, katmanlı dünyayı aramama rağmen, bu kitabın bir oturuşta biten o yalın, hüzünlü ve adeta uzun bir öykü tadındaki vedasını, tüm o içsel rahatsızlığıma rağmen yine de etkileyici bir edebi deneyim olarak gördüm.