Yıllara yayılan bir sevginin insanın hayatında nasıl derin izler bırakabileceğini anlatan Zaten O Şarkıyı Ben Sana Yazmadım, duygusal yönü güçlü ve karakter odaklı bir roman. Hikâye boyunca sadece bir aşkın peşinden gitmiyor, aynı zamanda beklemenin, umut etmenin, kırılmanın ve insanın kendi içinde verdiği mücadelelerin de tanığı oluyoruz. Çocukluk yıllarında başlayan duyguların zamanla nasıl büyüdüğünü, insanın hayatını nasıl şekillendirebildiğini ve bazen de onu nasıl yıpratabildiğini etkileyici bir şekilde işliyor.
Kitabın en güçlü yanlarından biri karakterlerin derinliği. Karakterlerin yaşadığı duygular o kadar gerçek ve samimi aktarılmış ki okurken onları dışarıdan izleyen biri gibi değil, yaşadıkları kırgınlıklara ve hayal kırıklıklarına ortak olan biri gibi hissediyorsunuz. Özellikle sevmenin her zaman yeterli olmadığı gerçeği, hikâye boyunca farklı yönleriyle karşımıza çıkıyor. Bu yüzden bazı bölümlerde karakterlere kızarken bazı bölümlerde onların acısını derinden hissedebiliyorsunuz.
Yazarın anlatımı oldukça akıcı ve duygusal. Yer yer şiirsel bir havaya bürünen cümleler, anlatılan hikâyenin etkisini artırıyor. Altı çizilmeyi hak eden pek çok cümle barındıran kitap, sadece olay örgüsüyle değil, hissettirdikleriyle de dikkat çekiyor. Okurken zaman zaman durup düşünmeye, bazı satırları tekrar okumaya ihtiyaç duyuyorsunuz.
Bu romanın bende bıraktığı en büyük etki, insanın bir başkasına duyduğu bağlılığın zamanla kendi hayatını gölgede bırakabilecek kadar büyüyebileceğini göstermesiydi. Aynı zamanda beklentilerin, verilen sözlerin ve yıllarca taşınan umutların insan üzerindeki yükünü de başarılı bir şekilde yansıtıyor. Hüzünlü, gerçekçi ve duygu yoğunluğu yüksek bir hikâye arayanlar için etkileyici bir okuma deneyimi sunan, bitirdikten sonra da uzun süre akılda kalmayı başaran bir eser olduğunu düşünüyorum.