Bayıldım. Tutku, öfke, intikam ve şefkat duygularının iç içe geçtiği çarpıcı bir metin. Birbirinden bu kadar zıt duyguların bir arada olduğu bir hikayeyi anlatıcının kendisinden akıcı bir üslupla okuyoruz. Ayrıca bana göre tamamen yazarın başarısıdır ki okurken bütün hissiyatları da içinizde hissediyorsunuz. Nefretse nefret, tutkuysa tutku…
Roma’da yüksek lisansını bile tamamlayamamış garsonluk yapmakta olan otuz beş yaşındaki kadın anlatıcımız bir gün müşterisinden yönetmen Dennis May’in öldüğünü duyar. İlk sayfalarda bunu öğrendikten sonra zamanda bir geri gidip bir şu ana dönerek Dennis ile ismini bilmediğimiz anlatıcımız arasındaki ilişkiye tanıklık edip şu anda olan bitenden haberdar oluruz. Aralarındaki on dört buluşmadan ibaret olan ilişkileri tutku ile başlasa da manipülasyona evrilerek tecavüz ile sonlanır. Bundan sonrası kadında yarım kalmış olan tutku, bir yandan öfke ve nefret. Kendi duygularına söz geçiremeyen anlatıcımız hikayesini paylaşmak istese de olduğu gibi aktaramaz; ta ki son sayfalardaki kaderdaşı olarak gördüğü bir kadın yazara açılana kadar.
Şair olan anlatıcımız bu karmaşık ilişkinin içerisinde ve sonrasında hiçbir şey yazamaz haldedir. Dennis’in ayrılırken söylediği “Beni Yazma” cümlesine istinaden anlatıcımız içini buraya döker ve okuduğumuz kitap anlatıcımızın sesi olur.
Kitap, bir iç döküşün örneği.
Anlatılamayanların son kertede şaha yükselişi...
Belki biraz kendini affetmenin, biraz tutkusunun hapsinden kurtulmanın kitabı.
Etkileyici ve kesinlikle bir süre daha benimle yaşayacak bir kitap. Çok sevdim.
Veronica romanlarını seviyorum.
Ayrıca yine böyle yoğun duygular bana eşlik etsin derseniz “Hatırlamanın Ve Unutuşun Kitabı” doğru kitap olacaktır.