Bazı kitaplar vardır; okur, etkilenir ve kapağını kapattığınızda hayatınıza devam edersiniz. Bazı kitaplar ise sizi rahat bırakmaz. Sayfalar ilerledikçe içinize yerleşir, düşüncelerinize sızar ve kitabı bitirdikten çok sonra bile zihninizde yaşamaya devam eder. Benim için Kevin Hakkında Konuşmalıyız tam olarak böyle bir kitaptı.
Bu kitabı kitap okuma kulübümüzle birlikte okumaya başladığım günlerde, ülkemizde yaşanan iki okul saldırısı haberiyle sarsıldık. 14 Nisan'da Şanlıurfa'da, 15 Nisan'da ise Kahramanmaraş'ta yaşanan olaylar henüz gündemdeki yerini korurken elimde okul şiddeti, gençlik öfkesi ve bir annenin çaresizliği üzerine yazılmış bu roman vardı. Kurgu ile gerçekliğin bu kadar acı bir şekilde birbirine yaklaşması, kitabı benim için sadece bir roman olmaktan çıkardı. Her sayfa, televizyon ekranlarından izlediğimiz haberlerin yankısını taşıyordu.
İtiraf etmeliyim ki kitabı okumakta çok zorlandım. Hatta bazı bölümlerde devam etmek istemedim. Çünkü bu kitap yalnızca Kevin'i anlatmıyor; bir annenin kendisini yıllarca sorgulamasını, suçlamasını ve cevap bulamayışını anlatıyor. Sayfalar boyunca Eva'nın iç sesiyle baş başa kalıyoruz. Onun yaşadığı suçluluk duygusunu, korkularını, pişmanlıklarını ve sürekli aynı soruya dönmesini izliyoruz:
"Ben nerede yanlış yaptım?"
İşte beni en çok sarsan nokta buydu.
Bir anne olarak Eva'nın sorgulamaları karşısında kayıtsız kalamadım. Çünkü kitap boyunca yalnızca Kevin'i değerlendirmedim; kendimi de değerlendirdim. Çocuğumla kurduğum ilişkiyi düşündüm. Bir annenin sevgisinin sınırlarını düşündüm. Bir çocuğun karakterinde doğuştan gelen özelliklerle yetiştirilme biçiminin nerede ayrıldığını düşündüm. Ve belki de en korkutucu olanı, her şeyi doğru yapmaya çalışsanız bile bazı soruların cevabını hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceğinizi fark ettim.
Lionel Shriver, okuru rahatlatan cevaplar vermiyor. Tam tersine, insanı rahatsız eden sorularla baş başa bırakıyor. Kevin doğuştan mı böyleydi? Eva onu yeterince sevmediği için mi bu noktaya geldi? Yoksa bazı insanların içindeki karanlığı hiçbir ebeveyn değiştiremez mi? Kitap boyunca bu soruların etrafında dönüp duruyoruz ancak kesin bir sonuca ulaşamıyoruz. Belki de yazarın en büyük başarısı burada yatıyor.
Romanın dili de benim için ayrı bir mücadeleydi. Amerikalı anlatım tarzına alışkın olmadığım için zaman zaman ilerlemekte zorlandım. Eva'nın mektuplar şeklindeki anlatımı, sürekli geçmiş ve bugün arasında gidip gelmesi okuma sürecini kolaylaştırmadı. Ancak sanırım kitabın etkisi de biraz buradan geliyor. Okur, olayları dışarıdan izleyen biri olmuyor; Eva'nın zihninin içine hapsoluyor.
Bu kitap bana korku romanlarından çok daha fazla korku verdi. Çünkü anlattığı şey hayaletler ya da canavarlar değil; gerçek hayatta karşılığı olan bir ihtimaldi. Bir çocuğun içindeki öfke. Bir ailenin parçalanışı. Ve bir annenin ömür boyu taşıyacağı yük.
Kitabı bitirdiğimde büyük bir rahatlama hissettim. Uzun zamandır bir kitabın son sayfasına ulaştığım için bu kadar sevindiğimi hatırlamıyorum. Ancak bu sevinç kitabı sevmediğim anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu kadar zorlanmamın sebebi kitabın amacına ulaşmış olmasıydı. Çünkü bazı kitaplar keyif vermek için değil, sarsmak için yazılır.
Kevin Hakkında Konuşmalıyız benim için keyifli bir okuma deneyimi olmadı. Ama unutulmaz bir deneyim oldu. Bir anne olarak beni endişelendirdi, düşündürdü, zaman zaman huzursuz etti. Bazen kitabı elimden bırakmak istedim, bazen Eva'nın yerine ağladım, bazen de onunla birlikte cevap aradım.
Son sayfayı kapattığımda geriye kalan şey Kevin'ın hikâyesinden çok Eva'nın sessiz çığlığıydı. Ve sanırım bu yüzden, uzun süre aklımdan çıkmayacak kitaplar arasında yerini aldı.