Bu aralar okuduğum en farklı mitolojik hikayelerden biri buydu sanırım. Genelde bu tarz kitaplarda daha görkemli, pırıltılı bir dünya bekliyoruz ama bu sefer her şey çok daha karanlık ve kasvetliydi. Tanrıların gölgesinde hayatta kalmaya çalışan insanların o mücadelesi kitabın her sayfasında hissediliyor. Okurken o tekinsiz atmosferi ve çaresizliği gerçekten alıyorsunuz.
Karakterlerin arasındaki dinamik de çok yerindeydi. Özellikle birinin artık her şeyden bıkmış, kadim bir yorgunluk taşıyan halleri ile diğerinin ne olursa olsun “daha sıkı savaş” diyerek direnmesi arasındaki o zıtlığı sevdim. Geçmişini bilmeyen, sadece o anki acıyla ve görevlerle yoğrulan birinin ruh halini okumak, hikayeyi sıradan bir fantastik kurgudan ayırmış. Ruhların bedel olarak ödendiği o sahneler de akılda kalıcıydı.
Yazarın anlatımı oldukça akıcı, yer yer destansı bir havası olsa da sizi yormuyor. Eğer mitolojinin o bildiğimiz yüzünden sıkıldıysanız ve biraz daha sert, ayakları yere basan ve insan psikolojisine dokunan bir şeyler arıyorsanız bence seversiniz. Sonuçta her şey bittiğinde aklınızda kalan o verilen büyük tavizler ve pes etmeyen bir ruhun inatçılığı oluyor.