Cevabı sanırım Martin Eden kitabında yazıyor; biz insanlar genelde kitabın içeriğiyle ilgilenmiyoruz, yazarın ismiyle ilgileniyoruz. Ne istediğimizi biz de tam bilmiyoruz; adeta kolektif bir şöhretperestliğin peşindeyiz. Elimize bir kitap aldığımız zaman, 'Bu bana hitap eder mi?' demekten çok, 'Bu kimin kitabı?' diye bakıyoruz. Bir ortamda bilindik bir şairin veya yazarın kitabını okuduğumuzu söylemek; o ortak payede buluşmak, bize aşırı bir lezzet ve zevk veriyor.
Martin Eden de şöhrete kavuştuktan sonra eserleri patlamıştı; aslında şöhretten önceki yazdıklarıyla, şöhretten sonraki yazdıkları tamamen aynıydı. Şöhretten önceki düşünceleri toplum içerisinde sürekli baskı görürken; şöhretten sonra övgü yağmuruna tutulmuştu.
Kısacası; şöhret, reklam ve PR, bu üçü bir araya geldiğinde, en övülen ve en değer gören yazar veya şair sen olursun.