Okuduğum en romantik kitaptı. Bahsettiğim romantizm bir kadın ve bir erkek arasındaki romantizm değil; kitabın dili. Değişik bir anlatımı vardı. Her cümle, dokunsalar ağlayacak gibiydi. Bu anlamda, türlü trajediler yaşamış kahramanların iç dünyasını yansıtmada başarılı diyelim.
Kitabın ana karakteri Oscar, çok zeki, şimdilerde farklı diye nitelendirdiğimiz otizm spektrumunda bir yerlerde, tatlı bir çocuk. En çok onun ağzından yazılan yerleri beğendim. Daha doğrusu rahat okudum. Kitapta babaanne, dede, baba ve annenin ağzından yazılan yerler birbirine girdi okurken. Çünkü bir mektup gibi yazılmış ama mektup kime, yazan kim ilk okuyuşta karışıyor. Dönüp dönüp düşünmek gerekiyor. Böyle olması hikâyenin içine dalmayı ve okumayı zorlaştırmış.
11 Eylül’ü canlı canlı seyreden jenerasyondanım. O zamanlar çok uzak geldiği için ve bu olay Müslümanlardan intikam alma fırsatına dönüştürüldüğü için insanların acılarını tam hissedememişim. Gerçekte çok büyük bir trajedi yaşanmış. Hem de yıllar yılı sömürülecek kadar büyük bir trajedi. İnsan yaşı gelip kendi yakınlarında da benzer şeyler gördüğünde (toplu kayıplar, depremler, otel yangınları) anlıyor olayların vehametini ve o zaman ancak empati yapabiliyor. Gençken her şey daha soyut geliyor.
Okuduğuma pişman değilim ama mutlaka okunması gerekenler listesinde de değil.