Özgür Ruhun Trajik Teslimiyeti: Piraye
Uzun zamandır bir karakteri okurken bu kadar sinirlendiğimi, nabzımın hiç stabil kalmadığını ve kalbimin bu kadar sert zikzaklar çizdiğini hatırlamıyorum. Canan Tan'ın "Piraye" romanının kapağını kapattığımda içimde derin bir sessizlik değil, koskoca bir isyan vardı.
Normalde bu platformda her kitabın hayatımıza bir şeyler katacağına inanarak naif incelemeler yapmaya çalışırız. Ama ne üslubuyla ne konusuyla ne de karakterleriyle elle tutulur hiçbir yanı olmayan, neresinden tutsak elimizde kalan bir hayal kırıklığı oldu benim için.
Görüp görebileceğim en iradesiz, en tutarsız karakterlerden biri Piraye. Özgürlük, hak, adalet, eşitlik gibi kavramlar sadece dilinde; yaşamının hiçbir yerine dahil etmemiş bu değerleri. Hayatın akışına kendini öyle bir kaptırmış ki, koca bir ömrü sadece "Acaba hangisiyle evlensem?" diye düşünerek, her sene başka bir "yakışıklı" beyin ona aşık oluşunu seyrederek geçiriyor. Sözde özgürlüklerin kadını, onu kısıtlayacak hiçbir şey istemez... Ama Haşim onu kısıtladığında hemen affetmeyi bilir, kendine "Haşim'in Piraye'si" demekten zerre çekinmez. Hele o Haşim'in eski sevgilisiyle konuşurkenki küçülmesi, adeta "istersem onun eşini de elinden alırım" iması... Bir insan ancak bu kadar alçalabilir.
Ve her şeye rağmen, kendine rağmen evleniyor Haşim'le. "Denemezsem pişman olurum" diyor. Kumar mı oynuyoruz Piraye, evliliğin neyini deniyorsun? Aşık olsa bu aptallıklarını bir kalıba sokup anlayacağım ama aşıkmış gibi de davranmıyor. Bu düpedüz tercih edilmiş bir aptallık.
Haşim ise baştan aşağı bir hayal kırıklığı. Kendi kararlarını dahi tek başına veremeyen, evlenene kadar alttan alıp evlendikten sonra Piraye'nin gururunun ayaklar altına alınmasına seyirci olan bir adam. Ve nihayetinde o aptal erkeklik egosuyla gelen o tokat... Piraye bunu da affediyor. Bazı şeylerin özrü olmadığını gerçekten bilmiyor mu? Arkasından gelen o kuma rezaleti... Sırf erkek çocuk doğuramadı diye üstüne kuma getirilmesini bile sineye çeken İstanbullu, eğitimli Piraye! En sonunda hamile olduğunu ve erkek çocuk doğuracağını öğrenince bunu Haşim'den intikam almak, onun canını yakmak için bir silah olarak kullanıyor. Ve bu hastalıklı döngü, Haşim'in intiharıyla son buluyor.
Şimdi biz bu hikayenin sonunda Piraye'ye ya da Haşim'e üzülmeli miyiz? Kendi hatalarının bedelini ödediler diye onlara acımalı mıyız? Evet, dışarıda bir yerlerde bu töre gerçeğini, bu karanlığı yaşayan binlerce kadın var, biliyorum. Ama elinde diploması olan, "olmazsa dönerim" lüksüyle o eve giren Piraye'yi, gitmekten başka hiçbir şansı olmayan o çaresiz kadınlarla aynı kefeye mi koyacağız?
Diyarbakır’ın o muhteşem Hevsel Bahçeleri, Gazi Köşkü, Dicle’nin asil akışı bile yazarın anlatımıyla gözümüzde canlansa da bu sahte ilişkiyi temizlemeye yetmiyor. Şehirler kirlenmez, insanlar şehirleri kirletir.
Okuyacaklara kolay gelsin.
Bu neresinden tutsak elimizde kalan sahte ilişkiyi, "tercih edilmiş aptallığı" ve kitaba dair tüm sinir krizlerimi saniye saniye konuştuğum podcast bölümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz:
[Spotify: Dijital Ayraç - open.spotify.com/episode/2il46kg... ]
#Piraye #CananTan #Kitapİncelemesi #DijitalAyraç #OkumaNotları #1000Kitap #RomanAnalizi