İntihar Dükkânı, yaşamda başarılı olamamış ama en azından kaliteli ve kusursuz bir ölümü hak ettiğini düşünen insanlara hizmet veren sıra dışı bir dükkânı anlatıyor. Bu dükkânı üç çocuklu bir aile işletiyor. Sloganları da aşağı yukarı şu: “İntihar edeceksiniz ama ya ölemezseniz?”
Bu yüzden sattıkları ürünler sıradan şeyler değil. Kendinizi astığınızda asla kopmayacak halatlar, zehirlendiğinizde kurtulamayacağınız kadar etkili zehirler ve daha niceleri… Üstelik ürün yelpazesi bunlarla da sınırlı değil. Kitap boyunca öyle yaratıcı ölüm araçları ve yöntemleri tasvir ediliyor ki insan zaman zaman “Bir insan bunu nasıl hayal etmiş olabilir?” diye düşünmeden edemiyor. Sadece bu dükkân fikri bile başlı başına oldukça ilgi çekici.
Ancak hikâye yalnızca dükkânın etrafında dönmüyor. Aynı zamanda bu ailenin içinde adeta yanlışlıkla doğmuş gibi duran bir çocuğu da anlatıyor. Bizim ana karakterimiz de o. Ailesinin aksine mutlu olabilen, hayattan keyif alan ve insanlara umut aşılayan biri. İşin ironik tarafı, onun mutluluğu ailesini rahatsız ediyor. Müşterileri hayata geri döndürmesi ise dükkânın geleceği açısından ciddi bir maddi problem hâline geliyor.
İntihar Dükkânı ismini duyunca insan yoğun bir melankoli, karanlık bir dram ya da depresif bir hikâye bekliyor. Oysa kitap büyük ölçüde böyle bir atmosfer taşımıyor. Evet, ana karakterin yalnızlığı ve hikâyenin geldiği bazı noktalar hüzünlü; ancak genel ton daha çok kara mizah ve absürt komedi üzerine kurulu.
Ayrıca animasyon filmi de bulunan bu kitabı, farklı bir okuma deneyimi arayanlara, kara mizahı sevenlere ve absürt kurgulardan hoşlananlara gönül rahatlığıyla önerebilirim. Benim için kitabın en güçlü yanı verdiği mesajdan çok, kurduğu dünyaydı. Çünkü böyle bir dükkân fikri ve bunun üzerine inşa edilen evren gerçekten oldukça yaratıcı ve akılda kalıcı