Bazı kitaplar hikâyelerini, bazıları ise fikirlerini ön plana çıkarır. Fakat yalnızca hikâyeye odaklanmak eserin düşünsel derinliğini zayıflatırken, yalnızca fikirlere odaklanmaksa kitabı bir roman olmaktan çıkarıp bir manifestoya dönüştürebilir. İyi bir eser, bu iki unsur arasında denge kurabilendir.
Cesur Yeni Dünya ise fikirlerini öne çıkarma uğruna hikâyesinden belirli ölçüde ödün vermiş bir roman. Bu tür eserlerin okunurluğu, özellikle fikirler anlatının doğal akışına ustalıkla yedirilemediğinde, daha hikâye odaklı romanlara kıyasla düşük kalabiliyor. Ben de okurken yer yer bunu hissettim. Romanın ortaya koyduğu düşünceler oldukça güçlü olsa da anlatının ve karakterlerin zaman zaman bu fikirlerin taşıyıcısı konumuna indirgendiğini hissettim.
hikayenin yazarın fikirlerinin taşıyıcısı olması gayet doğal, zaten aksi eseri değersizleştirir, fakat yazarın vermek istediği mesajların okura fazlasıyla doğrudan aktarıldığını düşünüyorum. Bazı bölümlerde fikirlerin zihnimize doğal biçimde yerleşmesinden ziyade, zorla kabul ettirilmeye çalışıldığı hissine kapıldım. Oysa ustaca yazılmış eserlerde yazarın düşünceleri bu kadar görünür olmaz; okur, farkına bile varmadan kendisini o fikirleri sorgular ya da savunur halde bulabilir. Burada ise düşünceler çoğu zaman anlatının önüne geçerek kendilerini açıkça hissettiriyor.
Ayrıca kitap boyunca sık sık tekrar eden temalar ve benzer mesajlar, bir noktadan sonra anlatının sürükleyiciliğini de olumsuz etkiliyor. İlk karşılaşıldığında güçlü etki bırakan bazı fikirler, sürekli vurgulanmaları nedeniyle zamanla etkilerini kaybedebiliyor ve okuma temposunu yavaşlatabiliyor.
Ayık kafayla yazılsa işleyiş iyileştirilebilirmiş de o zaman da fikirler sönük kalırmış gibi hissettirdi. Yine de ağızınıza bir soma attıktan sonra akıcı okunabilecek bir eser. hikaye: 9/10 işleyiş: 6/10
-- spoiler alert --
karakterler:
John (vahşi): Dünya Devleti dışında büyüdüğü için sistemi dışarıdan bizim gibi görmemizi sağlayan ana karakter. Shakespeare etkisiyle aşk, özgürlük ve ahlakı idealist bir şekilde savunur. Londra’ya geldikten sonra yapay mutluluk düzeniyle çatışır. Romanın fikirsel merkezi.
Bernard:
John gibi sisteme karşı gibi görünse de aslında temel sorunu dışlanmış olmasıdır. (imalat hatası) İlgi görmeye başlayınca eleştirileri zayıflar.
Lenina:
Sistemin “ideal” bireyi. Sorgulamaz, uyum sağlar ve mutludur. John'la olan ilişkisi, doğal duygular ile koşullandırılmış toplum arasındaki çatışmayı gösterir.
Linda:
John’un annesi. İki dünya arasında kalmış trajik bir figür. Londra’ya döndükten sonra gerçeklikten kaçmak için Soma’ya(mutluluk veren uyuşturucu) bağımlı hale gelir.
Mustapha Mond:
John'a karşı tam olarak olmasa da antitezin merkezi denebilir. Distopyanın rasyonel savunusu, sistemin yöneticilerinden biridir. Özgürlük ve sanatın bedelinin kaos olduğunu düşündüğü için istikrarı tercih eder. (tam anlamıyla özgürlük karşıtı olmasa da en nihayetinde artıları eksileri değerlendirildiğinde düzeni seçer)
----
özetle:
Cesur Yeni Dünya ’da insanlar laboratuvarlarda üretilir, kast sistemine göre ayrılır ve psikolojik şartlandırmayla kendilerine verilen işlere uyumlu hale getirilir. Aile, aşk ve özgürlük gibi duygular bastırılır. Toplum sürekli “soma” ile mutlu tutulur.
Bernard Marx ve Lenina Crowne, Vahşi Rezervasyonu’na gider ve orada doğal yollarla büyüyen John ile annesi Linda’yı bulur. Bernard, John’u Londra’ya getirerek sistemi sarsmayı amaçlar. Ancak John yeni dünyaya uyum sağlayamaz ve özellikle Mustapha Mond ile fikir çatışmasına girer.
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,1bin okunma