Dostoyevski ölüler evi tanımlamasında bir cezaevinden bahseder. Belki herkesin içinden bir matem evi geçiyordur ama değil. Hemen hemen her yazarın bir sürgün hayatı olmuştur ( özellikle geçmiş zamanlarda)ve bu sürgün hayatını kaleme alırken sürgün demiştir veya benzer bir ifade kullanmıştır ama Dostoyevski kendi sürgün yıllarını “ ölüler evinden anılar” başlığıyla Aleksander Petroviç üzerinden anlatır.
Yazar Sibirya’ya cezasını çekmek üzere cezaevine gönderilir. Cezaevinde bulunduğu süre içerisinde, farklı suçlarla ceza verilen onlarca kişiyle tanışır ve tanıştığı bu kişileri gözlemleyerek müthiş karakter analizleri yapmaktadır ve kişilerin işlediği suçları da anlatır. Analizleri yanında içerideki koşulları, dış dünyayı ve yalnızlık üzerinde çok güzel betimlemelerde bulunuyor.
Yazar cezasını bitirir ve prangalarının çıkarılması esnasında şöyle diyor “ Zincirlerim düştü. Eğilip kaldırdım. Elime alıp son bir kez bakmak istiyordum. Daha biraz önce bunların ayaklarımda olduğuna şaşıyordum.” Prangalar üzerinde yıllarca kalıp, engellediği halde bu duruma alışmıştı çünkü kendisi şu ifadeyi öncesinde kullanmıştı “İnsan her şeye uyum sağlayabilen ilginç bir yaratıktır.”
#sürgün