Gönderi

Puan vermedi·352 syf.··
2026 18. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 07:22
Kitabı okurken her sayfasında, ama her sayfasında duygu durumunuzun değişikliği tavan yapması muhtemel. Kitap başlarda; her şeyin Büyük Birader tarafından izlendiğini ve dinlendiğini okuyucunun gözüne sokuyor. Her odada, en tenha sokaklarda, hatta tuvaletlerde bile bu baskı geçerli. Kalem, kitap, not defteri gibi insanın kendini ifade edebileceği her türlü ürünün kullanımı ise kesinlikle yasak. Kitapta benim en çok ilgimi çeken konu, toplumun üç sınıfa ayrılması oldu: Zenginler, orta sınıf ve fakirler. Dünyayı (ve ülkeleri) azınlıkta olan zenginler yönetir ve orta sınıfın yönetime el atmaması için ellerinden geleni yaparlar. Orta sınıfın yegane amacı ise hükümetleri devirip zengin sınıfının yerine geçmektir. Tabii en alttaki fakir sınıfını (prolleri) söylemeye bile gerek yok... Kitap ayrıca çok kritik bir şeyi vurguluyor: İnsanlar sürekli bir şeyler üretiyor, iyi ama bu üretilenler kullanılmazsa, yani bir üretim fazlası oluşursa ne olur? Cevap basit: İnsan daha az çalışır. Daha az çalışan insan ise arayışa girer, sorgular ve birtakım kitaplar okumaya başlar. Okuduğu bu kitaplar sayesinde de kurulu düzenin oyunlarını görmeye başlar. İşte sistem tam olarak bundan korkuyor. Romana göre dünyayı üç süper güç yönetiyor. Bu üç ülke kendi aralarında sürekli savaşıyormuş gibi gözükseler de aslında birbirlerine asla kalıcı bir zarar vermiyorlar. Bunun temel sebebi, az önce anlattığım insanların ürettikleri ürünleri, emeği ve refahı savaş yoluyla yok etmektir. Bu üç ülke, dünyada belirli tampon bölgelerde, örneğin Ortadoğu’da savaşırlar. Bugün bir ülkede üretilen emeğin ve sermayenin büyük kısmının savaş malzemelerine gittiğini biliyoruz; işte süper güçler bu paraları oralarda eritirler. İşin en trajikomik tarafı ise orta ve alt sınıf vatandaşların emekleri gözlerinin önünde boşa giderken, kendi ülkelerinin savaşına yardım ettiklerini düşünüp bununla gurur duymaları ve daha fazla çalışmaya devam etmeleridir. Burada insan hemen şu soruyu soruyor: Türkiye bu denklemin neresinde? Tabii ki tahmin ettiğiniz gibi, Türkiye'nin çevresinde sürekli bir savaş var. Büyüklerimizin her fırsatta söylediği "dış güçler" kavramının gerçeğe tekabül edip etmediğini bu kitabı okurken ciddi ciddi sorguluyorsunuz. Bugün gerçek dünyadaki savaşlara baktığımızda da süper güçler hep Ortadoğu'da çatışır; savaşlar hiç bitmez ama hiçbir ülkenin toprağı da tam anlamıyla fethedilmez. Maalesef Türkiye de coğrafi konumundan dolayı hep bu küresel çatışmanın tam ortasında kalıyor. Yorumum bundan sonra spoiler içeriyor!! Kitapta ana karakterimiz Winston, Julia adında bir kadına aşık oluyor ve her an dinlendiğini, izlendiğini bile bile onunla gizli gizli buluşmalar ayarlıyor. Kitaptaki düzende cinsellik tamamen yasak olmasına rağmen cinsel ilişkiye giriyorlar, hükümet hakkında yıkıcı konuşmalar yapıyorlar... Fakat yakalandıklarında, Sevgi Bakanlığı'nın o karanlık odalarında ikisi de birbirine ihanet ediyor. Buraya kadar okurken, yazar okuyucunun yüreğinde sevgiyi ve umudu ufak ufak yeşertiyordu; lakin kitabın sonuna geldiğinizde kendinizi çok ters, çok tekinsiz duyguların içinde buluyorsunuz. O büyük işkencelerin ardından nihayet serbest kaldıklarında, ikisi de artık birbirine karşı hiçbir şey hissetmiyordu. Birbirlerinin yüzüne bakıyorlar ama içleri bomboş!!! Kitabın başındaki o dirençli insanların nasıl bu hale gelebildiğini görmek insanın içini paramparça ediyor. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
·
46 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.