·224 syf.····Okunma: 05 Haziran 2026 23:41 Büyükada’nın huzurlu atmosferinde, Rum Yetimhanesi’nin gölgesinde başlayan bir gezi ne kadar karanlık bir kâbusa dönüşebilir? Mimar Sinan Fakültesi öğrencisi Berkan ve Melike’nin kafalarını dağıtmak için çıktıkları bu yolculukta başı kesilmiş, çürümeye yüz tutmuş bir cesetle tam bir kırılma noktasına ulaşıyor. Goncagül Haklar, "Ölüm Soğuk" adlı polisiye romanında okuyucuyu tam da bu dehşet anıyla selamlayarak içine çekiyor. Kimlik tespiti neredeyse imkansız olan bu gizemli ceset, adli tıbbın duayeni Adil Hoca’nın ellerine teslim edildiğinde ise sıradan bir cinayet dosyası, sınırları aşan bir bulmacaya dönüşüyor. Adil Hoca’nın "Katil inatçıysa ben de inatçıyım" diyerek iğneyle kuyu kazar gibi yürüttüğü otopside maktulün bir organ vericisi olduğu ve Japonya bağının bulunması, Cinayet Büro’nun deneyimli ismi Nihat Komiser ve ekibe yeni katılan Gülcan Komiser için akıl almaz bir takibin başlangıcı oluyor. İstanbul’da başlayan bu vahşi düğüm Japonya’dan Kamboçya’ya, oradan sırlar dolu geçmişiyle Van’a kadar uzanırken, her cevap aslında yepyeni bir soruyu doğuruyor. Okurken kendinize sürekli bu bir tarihi eser kaçakçılığı mı, yoksa maktulle bağı olan ve aniden ortadan kaybolan Ezgi’nin sessizliğinde saklı bir intikam öyküsü mü?
Prof. Dr. Goncagül Haklar, alanındaki mesleki uzmanlığını ve detaylara olan hakimiyetini kurguya o kadar rafine bir şekilde yedirmiş ki, adli tıp incelemelerinden tarih ve arkeoloji bilgilerine kadar uzanan yoğun satırlar okuyucuyu bir an bile boğmuyor.
Hikayede çok fazla karakter yer almasına rağmen, ne olayların akışı kesintiye uğruyor ne de o yüksek tempo sekteye uğruyor.
Sayfalar boyunca ipuçlarını birleştirip katilin kim olduğuna dair teoriler üretirken, finalde karşılaştığınız o büyük ters köşe ise tüm tahminlerinizi boşa çıkarıyor.
Gizemini son satırına kadar muhafaza eden, titizlikle işlenmiş yerli bir polisiye arıyorsanız, Ölüm Soğuk sizi soluksuz bir kovalamacaya davet ediyor.