Arka kapak yazısını okuduğumda Kuzey Kanada'nın vahşi doğasında geçen, yalnızlık, kendini keşfetme ve insanın iç dünyasına dair farklı bir hikâye okuyacağımı düşünmüştüm. Edebî yönü güçlü, sembollerle örülü ve insan ruhunu sorgulayan bir anlatı bekliyordum. Fakat kitap benim beklentilerimin oldukça dışında ilerledi.
Marian Engel'in dilinin kötü olduğunu söyleyemem. Aksine doğa tasvirleri ve atmosfer yaratma konusunda başarılı olduğunu düşünüyorum. Issız ada, yalnızlık hissi ve karakterin iç dünyası belirli bir özenle aktarılmış. Ancak hikâye ilerledikçe yazarın vermek istediği mesaj ne olursa olsun, benim odağım sürekli anlatılan olayların kendisine kaydı. Çünkü karşıma çıkan şey, sembolik ya da metaforik okumaların önüne geçen derecede rahatsız edici bir anlatımdı.
Kitabın savunucuları, eserin aslında insanın doğayla kurduğu ilişkiyi, medeniyet ve içgüdüler arasındaki çatışmayı ya da bireyin özgürleşme arayışını anlattığını söylüyor olabilir. Belki gerçekten de yazarın amacı buydu. Belki ayı, yalnızlığın, bastırılmış duyguların ya da doğanın sembolü olarak kurgulanmıştı. Ancak ben okurken bu katmanlara ulaşamadım. Çünkü hikâyede yaşananlar bana o kadar doğrudan ve rahatsız edici geldi ki alt metinleri görebilmek mümkün olmadı.
Okurken sık sık "Bunun amacı ne?" diye düşündüm. Edebiyat bazen okuru konfor alanından çıkarabilir, hatta rahatsız edebilir. Buna karşı değilim. Ancak burada yaşadığım rahatsızlık, beni düşünmeye sevk eden türden değil; aksine kitaptan uzaklaştıran türdendi. Sayfalar ilerledikçe karakterle bağ kurmakta zorlandım ve anlatılmak istenen fikirlerden çok, olayların kendisi dikkatimi çekmeye başladı.
Yazarın amacı okuru sarsmak ve sınırları zorlamaksa, bunu başardığını söyleyebilirim. Hatta uzun süre unutulmayacak kadar sıra dışı bir eser yazmış. Fakat benim için sıra dışı olması, sevdiğim anlamına gelmedi. Tam tersine, kitap ilerledikçe hikâyeden koptum ve anlatılanları kabullenmekte zorlandım.
Belki farklı bir okur bu romanda çok derin anlamlar bulabilir, semboller üzerinden zengin okumalar yapabilir. Ancak benim okuma deneyimim böyle olmadı. Edebî yönü üzerine ne kadar konuşulursa konuşulsun, konu ayıya ve karakterin onunla kurduğu ilişkiye geldiğinde kitap gözümde değer kaybetti. Anlatımın arkasındaki niyet ne olursa olsun, ben o niyeti göremedim ve hissedemedim.
Sonuç olarak Ayı, benim için beklentilerimi karşılamayan, okurken sık sık rahatsız olduğum ve bitirdiğimde iyi ki okudum diyemediğim kitaplardan biri oldu. Farklı ve cesur olduğu kesin, ancak her farklılık okuyucuda olumlu bir etki bırakmıyor. Benim için maalesef öyle olmadı.
Ben sevmedim. Hatta uzun zamandır okurken bu kadar şaşırdığım ve rahatsız olduğum bir kitapla karşılaşmamıştım.