İlk kitap olan Yabani Toprakları çok sevdiğim ve hikâyenin devamını merak ettiğim için Vahşi Topraklara büyük bir hevesle başladım. Fantastik kurgu, aksiyon ve entrika açısından yine hareketli bir kitaptı ama ne yazık ki bende ilk kitabın bıraktığı etkiyi yaratamadı.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki romantik fantastik kitaplarda sıkça kullanılan bazı tropelerden çok hoşlanan bir okur değilim. Kitaba başlamadan önce bile "Acaba haremvari bir kurguya mı dönüyor?" diye araştırdım. Tam anlamıyla öyle bir durum yok ama okurken hissettirdikleri açısından beni rahatsız eden noktalar oldu. Özellikle erkek karakterlerin neredeyse tamamının Brexley'e ilgi duyması bir süre sonra hikâyenin önüne geçmeye başladı.
Brexley karakteri ilk kitapta bana daha güçlü görünmüştü. Bu kitapta ise beni en çok yoran karakter kendisi oldu. Kendi başına düşünüp hareket ettiği zamanlarda gerçekten sevdiğim bir karakter. Zeki, cesur ve mücadeleci yanlarını görmek hoşuma gidiyor. Ancak konu ilişkiler ve duygular olunca sürekli kararsızlık yaşaması, güvenmediğini söylediği insanlara tekrar tekrar yaklaşması ve etrafındaki erkeklerle olan karmaşık ilişkileri beni oldukça sıktı. Bir noktadan sonra yaşananların hikâyeye değil, gereksiz bir duygusal karmaşaya hizmet ettiğini düşündüm.
Olaylar Warwick'in ihanetinin ardından Brexley'nin Killian'ın eline düşmesiyle devam ediyor. Sonrasında binlerce yıllık peri kralının bile ona ilgi duymaya başlamasıyla işler iyice karışıyor. Açıkçası burada da biraz abartıya kaçıldığını düşündüm. Neredeyse karşısına çıkan herkesin Brexley'den etkilenmesi bir süre sonra inandırıcılığını kaybetmeye başladı.
Warwick cephesine gelirsek... Adamın dengesizliği bazen sinir bozucu olsa da kitabın büyük bölümünde sürekli Brexley'i kurtaran kişi olması dikkatimi çekti. Hatta öyle ki okurken birkaç kez "Warwick olmasa bu kız ilk kitapta çoktan ölürdü" diye düşündüm. Çünkü ne zaman başı derde girse bir şekilde gelip kurtaran yine Warwick oluyor. Sonra tekrar kurtarıyor, sonra bir daha kurtarıyor... Bu durum bir süre sonra tekrara düştü.
Yazar Brexley'i güçlü bir kadın karakter olarak yazmaya çalışmış ama benim okurken hissettiğim şey biraz farklı oldu. Güçlü kadın karakter demek sürekli kurtarılmayı bekleyen karakter demek değildir. Elbette herkes yardıma ihtiyaç duyabilir ama kitabın büyük kısmında Brexley'nin başına bir şey geliyor ve bir başkası gelip onu kurtarıyor hissine kapıldım.
Buna rağmen kitabın tamamen kötü olduğunu söyleyemem. Dünyanın yapısını, Fae siyasetini ve entrikaları hâlâ ilgi çekici buluyorum. Aksiyon sahneleri akıcıydı ve sayfalar hızlı ilerledi. Zaten kitabı sonuna kadar okumamın nedeni de biraz buydu. Bir şeyler olacak hissi sürekli canlı tutuluyor.
Fakat final kısmı benim için bardağı taşıran nokta oldu. Onca olayın ardından Brexley'nin yine kaçırılması gerçekten beni bezdirdi. Sanki bütün kitap boyunca yaşananlar yeniden aynı döngüye girecekmiş gibi hissettirdi. Devam kitabı için merak unsuru yaratmak istemiş olabilir ama ben daha çok hayal kırıklığı yaşadım.
Sonuç olarak Yabani Toprakları severek okuyan biri olarak Vahşi Topraklar benim için beklentilerin altında kaldı. İlk kitaptaki heyecanı ve karakter gelişimini burada bulamadım. Sürekli tekrarlanan kurtarma sahneleri, beni yoran romantik karmaşalar ve güçlü kadın karakter iddiasına rağmen sürekli kurtarılan bir kahraman görmek keyfimi kaçırdı. Seriye devam eder miyim? Muhtemelen ederim, çünkü dünya hâlâ ilgimi çekiyor. Ama bu kitap ne yazık ki benim için serinin şu ana kadarki en zayıf halkası oldu.