Benim göğsümde vuruşan iki dev var
Biri çamurdan, diğeri nardan
Parmak uçlarımda sızlayan ağır duman
Hangi ağacın gölgesine sinmişti de ben duymadım?
Kendi kanımla çizdiğim eğriler
Ruhumun duvarlarında kıvranıyor yılan gibi
Bakışlarımda kırık camlar, dilimde toprak tadı
İrin gibi taşımışım sırtımda ben bu dünyayı
Kutsal kitapların kenarından sızan ince ışık
Neden vurmadı benim karanlık koridorlarıma?
Yolların bittiği yerde başlayan yolculukta
Hangi eşiğe eğildiysem alnımda asrın kirleri
Hangi kelimeye tutunduysam elimde kalmış mürekkebi
Dilime dolanan her ayet boğazıma batıyor artık paslı tel gibi
Söyleyin şimdi, hangi nefesle çağırayım inayeti?
Mermer soğukluğu çökmüş secdelerime
Kalbim, o telaşlı ve ürkek kuş, şimdi mermerden heykel.
Parçalanmış üniforma gibi duruyor kefenim,
Dikiş yerlerinden sökülüyor amelime olan güvenim
Kanatıyor sorular defalarca adını koyamadığım yarayı
Suskun yangınlar dişliyor vahşice etimi
Söyleyin şimdi, hangi duayla uyandırayım kendimi?
Ne güneşin vaadi var artık ne de gölgenin tadı
Üstümde tepinen adımların sesi çekiliyor birer birer
Toprak en sadık, en ağır örtüymüş meğer
Emanet nefesle kurduğum o heybetli kuleler
Göğüs kafesime yıkılıyor enkazları
Ey ismimi mezar başında terk edenler
Söyleyin şimdi, hangi dille anlatsam yarım kalmışlığımı?
Söyleyin, hangi tövbe siler bu simsiyah nakşı?
Sayfa 9 - Hüseyin Aslan