Kürt kadını; dağların sert rüzgârına, sürgünlere, yok sayılmaya ve acılara rağmen yaşamı omuzlarında taşıyan bir direnişin adıdır. O, yalnızca bir anne, bir emekçi ya da bir yoldaş değildir; aynı zamanda halkının hafızası, dili ve umududur.
Toprağı eken elleriyle yaşamı büyüten, çocuklarına ninnilerle kimliğini aktaran, en zor zamanlarda dahi umudu ayakta tutan Kürt kadını; fedakârlığın ve sabrın sembolü olmuştur. Nice acılar görmüş, nice kayıplar yaşamış ama her defasında küllerinden yeniden doğmayı bilmiştir.
Dağların sessizliğinde yankılanan stranlarda, köylerin bereketinde, anaların gözyaşında ve kız çocuklarının gülüşünde onun izi vardır. Çünkü Kürt kadını, yaşamı yeniden var etmenin, karanlığa karşı ışığı çoğaltmanın adıdır.
Tarih boyunca zincirlere boyun eğmeyen, emeğiyle ve iradesiyle var olan Kürt kadını; özgürlük, onur ve insanlık değerleri uğruna verilen mücadelenin en güçlü seslerinden biri olmuştur. Onun direnişi, yalnızca silahla değil; bilgiyle, emekle, sevgiyle ve yaşamı savunma kararlılığıyla anlam bulur.
Ve bir gerilla kaleminden şu sözler düşer:
"Bir halkın özgürlüğü, kadınlarının taşıdığı umut kadar büyüktür. Kürt kadını; karların altında açan kardelen, fırtınalara rağmen kök salan bir çınar gibidir. O düştüğünde halkı ağlar, ayağa kalktığında ise dağlar bile yeniden nefes alır."
Rezan Farqîn